19 Mart 2017 Pazar

TARIK BUĞRA...Milli Mücadele...Küçük Ağa...

Eskide yaşanmış olayların çoğu hafızamızdan silinir gider de bazıları dün gibi hatırlanır. Evimizin bir dönem gazetesi olan Tercüman'ın köşe yazarlarından Tarık Buğra'nın veda yazısı gibi. Yazacağı bir kitap üzerinde çalıştığını, gazetenin sahibi Kemal Ilıcak'ın müsaadesiyle günlük yazılarına ara vereceğini bildiriyordu. Gazeteci olarak bildiğim Tarık Buğra'nın kitap yazacağını öğrenmek şaşırtmıştı ve bir o kadar da üzülmüştüm. Daha sonraları öğrenecektim ki; geçim derdi diye bir gerçek var ve bir çok yazar para kazanmak için farklı işlerde çalışmışlar. Kemal Ilıcak'a minnet duyarak, gazeteci-yazar için sevinmiş ve bir arkadaşıma da bu durumdan söz etmiştim.


Gel zaman git zaman, günlerden bir gün aynı arkadaşımla Beyoğlu'nda yürürken bir kitapçının vitrininde üzerinde Tarık Buğra'nın adı yazılı Küçük Ağa isimli bir kitap gördüm. Göğsüme bastırdığım kitap paketi ile dükkandan çıkarken arkadaşım hafif alaycı, şakacı bir tavırla kitabı işaret ederek, "yazara destek olmak için aldın değil mi?" gibi bir şeyler mırıldandı. Başımızda kavak yellerinin estiği, aşk romanları okuduğumuz o günlerde arkadaşım o kitabı okuyacağıma inanmıyordu ve haksız da sayılmazdı. O kitap benim için sadece, günlük yazılarını takip ettiğim yazarla son buluşma hatıramız gibiydi.

1 Mart 2017 Çarşamba

ÜÇGEN BÖREK...Çay Sofrasında Bereket...

Misafir ağırlanan çay sofralarında ev sahibesinin en çok dikkat ettiği husus ikramlık servisinin pratik olmasıdır. Zira, sofrada tabaklara servis edilecek börek çeşitleri, tuzlular, tatlılar, salatalar sıra beklemektedir. Bu arada değinmeden geçmeyelim çay sofralarının en baş ikramlığı börek çeşitleridir. Hele ki; el açması börek olan sofrada diğer ikramlıklar sadece teferruattır. Hem göze hem de mideye hitap eden bir veya iki çeşit el açması börek hazırlamış olan ev sahibesi ne kadar gururlansa hakkıdır. Nar gibi kızarıp, kabarmış böreklerin görünüşü en iştahsız insanı bile baştan çıkarabilir.


İkramlıkların pratik olması istenir ama nar gibi kızarmış böreğin önceden dilimlenerek sofraya getirilmesini de gönül arzu etmez. Çünkü, sofralarda sunum da önemlidir. Şık bir servis tepsisinde sofraya getirilen böreğin önce gözleri şenlendirmesi gerekir. Daha sonra dilimlenerek tabaklara servis yapılır. Bu durum arzu edilendir ama kalabalık sofralarda çok da uygun değildir. Kalabalık sofralar için gerekli olan pratik çözümlerdir. Masaya yerleştirilen ikramlıklar kesip, dilimlemeye gerek bırakmayacak şekilde servise hazır olmalıdır. Bunun için de görsellik bir tarafa bırakılarak börekler önceden dilimlenerek sofraya getirilirler.


14 Şubat 2017 Salı

KAYISI REÇELİ...Kuru Kayısıdan Mamul

Blogger olarak  ziyaretçilerim, evime gelen misafir mertebesindedir. Onları en iyi şekilde ağırlamak isterim. Aradıklarını bulmalarını, bulduklarının da ihtiyaçlarına cevap vermesini önemserim. Paylaştığım yazılarımın okunması, fotoğraflarımın beğenilmesi beni mutlu eder ama en çok da duygu ve düşüncelerin yorum olarak bırakılması. Yorum kadar değerli diğer bir şey de yazılarımın olabildiğince çok kişi tarafından okunmasıdır. Herhangi bir konuda hazırladığım yararlı bilgiler ihtiva eden yazılarımın okunuyor olması bana manevi bir haz veriyor. Bazen de daha önce dikkat çekmemiş bir yazımın veya yemek tarifimin sıklıkla ve fazla miktarda okuyucu çektiğini görünce de haklı olarak şaşırıyorum.


Bu aralar dikkatimi çeken ve beni şaşırtan ise eski bir tarif olan Kuru Kayısı Reçeli'min kış boyunca devamlı okunmasıdır. Marketlerde, pazarlarda sapsarı ayvalar, portakallar varken neden Kuru Kayısı Reçeli tarifi aranıyor, bilmiyorum. Mesela, ayva deyip geçmemek lazım. Dilimlersin, rendelersin ya da lokma büyüklüğünde doğrayıp, reçelini kaynatırsın. Ve yahut da marmelatını yaparsın. Aynı şekilde Portakal'ı da sadece kabuğuyla olduğu gibi içiyle beraber dilimleyerek kaynatırsın da reçelin şahı olur. Bilhassa Portakal reçeli, rayihasıyla da kahvaltı sofralarına neşe verir.

27 Ocak 2017 Cuma

ELMALI TURTA...Doyulmaz Tadına...

Geçtiğimiz yaz bahçe elmaları ile pişirdiğim Elmalı Pay'ı bir önceki yazımda anlatmıştım. Yazlık komşularımla bir araya geldiğimiz ikindi çaylarında ikram etmek için bir kaç defa daha pişirdim. Her defasında da beğenildi. Çok yıllar öncesinden bildiğim Elmalı Pay'ları yeniden pişirmeye başlamamın aslında bir sebebi var. Onları pişirdiğim zaman annem-babam ve ailenin diğer büyükleriyle hep beraber olduğumuz o eski güzel günleri hatırlıyorum.


Şimdi rahmetle andığımız annem o günlerde tüm akraba ve arkadaşları için ayda bir gün kabul günü düzenlerdi. Kabul günlerinin en büyük özelliği misafirleri zengin bir sofrada ağırlamaktı. O sofralar için ben de anneme yardım ederdim. Bir gün önce akşam iş dönüşü mutfağa girer meyveli bir yaş pasta ile bir tepsi de Elmalı Pay pişirirdim. Ertesi sabah, Elmalı Pay'ları üzerlerine pudra şekerlerini serpip, servis tabağına dizer, yaş pastamı da süsledikten sonra işime giderdim.

19 Ocak 2017 Perşembe

ELMALI PAY...Apple Pie

Elma benim için kış aylarının vazgeçilmez bir kaç meyvesinden biridir. Her gün en az bir tane elma tüketmezsem eksikliğini hissederim. Her bir çeşidini severim ama sadece kış aylarında. Kış biter benim elma aşkım da biter. Gelecek kış yine yadıma düşecektir ama yazın elmayı hatırlamam bile. Kışın elmaları çiğ olarak tüketmenin yanı sıra pişirerek tüketmek de mümkün. Kompostosunu sevdiğimi söyleyemem ama tatlısı hiç de fena olmaz. Hatta, portakal suyunda pişirdiğim elma tatlısının tarifini sizlerle de paylaşmıştım.


Elmayı çiğ ve pişirerek tüketmek dışında bazı hamur işlerinde de kullanırım. Eski yıllarda misafirlerimize Elmalı Turta pişirirdim. Daha sonra kolayıma geldiği için poğaça şeklinde Elmalı Pay pişirmeye başladım. Uzun müddet misafir sofralarımızın vazgeçilmez bir çeşidi oldu. Daha sonra ise bildiğiniz üzre kek çeşitlerinde kullanmaya başladım. Elmalı keklerim hem görünüş olarak hem de lezzet olarak beğenilince ben de Elmalı Pay'larımı unuttum.

7 Ocak 2017 Cumartesi

BOHÇA BÖREĞİ...Çay Sofralarının Lezzeti

Geçtiğimiz yaz yazlık komşuma akrabası bir hanım misafir geldi. Ben de bir kaç gün sonra komşumla misafirini çaya davet etmek istedim. İstanbul'da bilmediğimiz ama Anadolu'nun dört bir tarafından göçle gelen komşularımızdan öğrendiğimiz güzel bir adettir komşunun misafirini ağırlamak. İstanbul'da komşuluk vardı hatta bazı komşularımızı akraba yakınlığında sever ve sayardık ama misafirlerine evimizi açtığımızı hatırlamıyorum. Eğer müsait olunursa sadece hanımlar olarak gündüz çaya davet edilirdi.


Anadolu'da yatılı misafiri olan evin hanımına bir nefes aldırmak, onun yükünü hafifletmek ve hep birlikte hoşça vakit geçirmek için misafirle beraber tüm aile köylüler tarafından sırayla yemeğe davet edilir. Hatta gelen misafirler kalabalık ise yatıya bile alınır. Yatıya kalmış olan misafirler, sabah kahvaltısında da ağırlandıktan sonra gitmelerine izin verilir. Bütün bunları nereden bildiğimi soracak olursanız, genç kızlığımda komşularımızın gelin alma töreni için otobüsle Adapazarı'na gitmişliğim vardır.

19 Aralık 2016 Pazartesi

PAÇA ÇORBASI...Kemiklerin Gıdası

Yaşadığımız müddetçe bazı kazalara maruz kalırız. Bilhassa, trafik kazaları vücudumuz için büyük risk oluştururlar. Takla atan arabadan sağ çıkanlara veya arabanın çarpıp, havalandırdığı yayanın sağ kurtulmasına seviniriz ve ucuz atlatmış deriz. Ne büyük yanılgı. O an veya yıllar boyunca bile ortaya çıkmayabilir ama emin olun er-geç bir gün o kaza size kendini hatırlatır. Sadece, trafik kazası değil elbette. Evde, yolda, merdivenden hatta damdan düşenler de dahil olmak üzere vücut, düşme hızı ve düştüğü yüksekliğe göre etkilenir. Düşmeler sırasında çok organ tehlike altında ise de asıl tehlike kemikler içindir.


Kemikler bebeklerde yumuşak ve esnektir. Ergenlik çağının bitiminde gelişimi duran kemiklerin esnekliği kaybolur ve sertleşirler. Bu nedenle, yetişkinlikte düşmelere bağlı kemik kırılmaları çok görülür. Yaşlılıkta ise kemikler zaten kırılgandır. Yoğunluklarını kaybettikleri için ters bir harekette bile kırılabilirler. Öyle ki; yaşlılıkta kendiliğinden kırılan kemiklerin düşmeye sebebiyet verdiği bilinmektedir.

9 Aralık 2016 Cuma

EKŞİ ELMALAR...Yılmaz Erdoğan

Ekşi Elmalar'ı vizyona girdiği gün izlemek için titizlenmeme rağmen maalesef haftalar sonra izleyebildim. Vizyondan kalkmadan yetişmiş olmam tesellim oldu. Uzun yıllar önce TRT'deki Umut Taksi dizisini izlerken dizinin yazarı ve oyuncusu olan Yılmaz Erdoğan'ın ileride iyi işlere imza atacağını hissettiğimi dün gibi hatırlıyorum. TRT hegemonyasının kalktığı ve özel televizyonların bir bir açıldığı yıllarda halkın TRT'ye ilgisi azalmıştı. Katı devlet kurallarıyla idare edilen TRT halkın nabzını tutmaktan çok uzak, kendi bildiğini okuyordu. Bu nedenle de insanlar özel kanallardaki programlara öylesine daldılar ki, ülkeye televizyonu getiren TRT'nin varlığını dahi unuttular.


TRT'nin yasakladığı şarkıların ve sanatçıların yer aldığı özel kanallardaki programları ben de zevkle izlerdim ama Yılmaz Erdoğan'ın yazıp, oynadığı TRT'deki diziyi de hiç kaçırmazdım. Kendimce, geleceğini parlak gördüğüm sanatçının ilk zamanlarına, ilk işlerine şahitlik ediyordum. Yıllar içinde Yılmaz Erdoğan'a dair öngörüm gerçekleşti ve kaleminin gücü, çalışkanlığıyla ona inananları haklı çıkardı. Takip edenler bilir, yazdıklarında kendine has bir lezzet vardır.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...