31 Aralık 2015 Perşembe

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali

Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.

Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.

Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.


Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.

17 Aralık 2015 Perşembe

KÜRK MANTOLU MADONNA...Sabahattin Ali

Vaktiyle okumuş olduğum kitaplar her yeni jenerasyonla yeniden ortaya çıkıp, gündeme oturunca evdeki kitaplığıma bir el atıyorum. Mütevazi kitaplığımda mevcut ise bir göz atıp, hatırlamaya çalışıyorum ama çoğu zaman aradığım kitabı bulamıyorum. Bunun sebebi okunmak üzere alınmış bazı kitaplarımın iade edilmemiş olması ama daha ziyade okuduğum çoğu kitabın bana ait olmaması.


Okul zamanı sınıfımızdaki kitaplıktan kitap okumaya alıştığımız için yaz tatillerinde okumak için kitap satın almak aklımıza gelmezdi. Mahalleden arkadaşlarla evimize yakın bir kütüphaneye üye olur, seçtiğimiz kitapları belli bir süreliğine eve götürürdük. O yıllarda kitaplarımı neye göre seçiyordum hatırlamıyorum. Tahminimce, ders kitaplarında kısaca bahsedilen, okuma parçası adı altında bir-iki sayfasını okuduğumuz eserlerin tamamını okuma merakıydı.

11 Aralık 2015 Cuma

KAYMAKLI AYVA TATLISI...Lezzetinde Şiir Var

Sonbahar'ın altın meyvesi ayva kış günlerinin güneşsiz, yağışlı, soğuk günlerinde market, pazar tezgahlarını şenlendirir. Sahip olduğu sarı renk ışığın, sevincin, üretim ve verimliliğin rengidir. İnsana sevinç ve coşku verir. İlham vericidir. Bunun en güzel örneği Ayva Tatlısı için yazılmış şiiri siz de beğeneceksiniz. Şair Nevzat Hacıbektaşoğlu, sevdiği kadına duyduğu özlemi çok sevdiği Ayva Tatlısı'ndan aldığı ilhamla bakın ne güzel anlatmış.



Ayva Tatlısı

ah be kadın
yazsam, yazarken ağlatıyorsun
yazmasam, düşünürken ağlıyorum
sen ne biçim belasın özlediğim
ne tatlısın canımın çektiği
şimdi mevsimin
ayva tatlısı
kaymaklı

Nevzat Hacıbektaşoğlu

30 Kasım 2015 Pazartesi

AYVA REÇELİ...İRİ RENDELEMELİ...

"Yaşayan görür" derler. Bir kış mevsimine daha eriştik. Yaz mevsiminin son demlerinde, morlu, yeşilli, kırmızılı sebze ve meyveler pazar tezgahlarını renklendirmeye devam ediyor. Güneşin ısıttığı, pırıl pırıl gökyüzünün altında yazdan kalan günleri yaşarken kendimizi yaz mevsiminde zannediyoruz ama akşamın karanlığı erkenden inerken kış günlerinin çok da uzakta olmadığını anlıyoruz. Annemin deyimiyle "Kış, benzeye benzeye geliyor".


Pazar tezgahlarında yaz ürünlerinin yanında sapsarı renkleri, mis gibi kokularıyla ayvalar yer almaya başlayınca kışı özlediğimi anlıyorum. İstanbul dört mevsimi de doya doya yaşayan ve yaşatan bir şehir. Bu nedenle, pastırma sıcaklarının ardından yağmurların başlamasını beklerken güneşli günlere uyanmak benim için şaşırtıcı oldu. Yaz günlerini sevmediğimden değil de sadece vakti geldiği halde kendini saklayan, bize mantolarımızı, eldivenlerimizi giydirecek, atkılarımızı taktıracak kış mevsimini özlemiş olmam.

25 Kasım 2015 Çarşamba

ALBERT CAMUS...YABANCI

İstanbul ahalisi bildim bileli şehrin kalabalığından şikayet eder ama bu durum artık dillere pelesenk oldu. Bir araya gelen dostlar, yolda karşılaşan arkadaşlar hatır sorar gibi şehrin kalabalığından dem vurur oldular. Hele, en az bir kaç kuşak İstanbul'lu olup, bu şehrin eski değerlerini bilenlerin durumu daha da fecaat. İstanbul'un gitgide genişleyen sınırlarını, sınırlara sığmayan insan kalabalığını kabullenmeleri zor görünüyor.


İstanbul'un aşırı büyümesini (şikayet demeyelim de) yadırgayan biri olarak büyüklüğün bilincine bugün vardım diyebilirim. Anadolu yakasında, Kadıköy ile Tuzla İlçeleri arasında yaptığım otobüs yolculuğunda bir kitap bitirdim. Şehirlerarası seyahatlerimde çantama mutlaka bir kitap atarım ama şehiriçi otobüs yolculuğunda kitap okumak zor olur. Her durakta yolcu alan otobüslerdeki gürültü-patırtı kitaba odaklanmayı zorlaştırdığı için camdan etrafı seyretmeyi tercih ederim. 

24 Kasım 2015 Salı

ÖĞRETMENLER GÜNÜ Öğretmenlerimize Kutlu Olsun...

Cumhuriyet sayesinde elde ettiğimiz önemli kazanımlardan biri de Arap harflerinin terkedilerek, Latin harflerine geçilmesidir. Halkın, yeni harflerle okuma-yazma öğrenmesi için vatan sathında okuma-yazma seferberliği başlatıldı. Yetişkinlerin öğrenci olduğu bu okullara Millet Mektepleri denildi. 24 Kasım 1928 yılında çıkarılan bir kanunla da Atatürk, Millet Mektepleri Başöğretmeni ilan edildi. Bu tarihi gün özellikle seçilerek 1981 yılında çıkarılan bir kanunla 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kabul edildi.


Blog kayıtlarımı gözden geçirdiğimde farkettim ki; Öğretmenler Gününü anmak için daha önce herhangi bir yazı yazmamışım. Anma günlerine karşı değilim ama nedense bu konuda biraz hasis davranmışım. Halbuki, toplum hayatında ortak sevinçler çok önemlidir. Böyle günlerde toplumun tüm katmanları, zengini, fakiri, köylüsü, kentlisi aynı şevk ve heyecanı duyar. Bakmayın siz eğitim yoksulu bir ülke olduğumuza okullarımız bizim için ibadethane kutsallığında olup, öğretmenlerimiz de hayat yolunda rehber kişiler olarak her zaman baş tacı edilmişlerdir.

23 Kasım 2015 Pazartesi

ÖĞRETMENİM...Canım benim Canım benim...

Her öğretmenler gününde bu şarkı dilime dolanır. Çünkü öğretmen demek, bir çoğumuz gibi benim için de ilkokul öğretmenim demektir. Ortaokuldaki ilk günümde ne çok şaşırmış, her ders için başka öğretmenin sınıfa girmesini ne çok yadırgamıştım. Halbuki, ilkokul öğretmenimiz günboyu bizimle birlikte olur tüm dersleri birlikte işlerdik. İlkokul öğretmenim orta yaşlı, uzun boylu, kır saçlı ciddi bir beyefendiydi. Zaman zaman yaramazlıklarımızla çileden çıkardığımız olurdu ama genelde sakin bir insandı. Derslerde daha çok şey öğrenmemiz için tüm enerjisini harcar, hiçbir dersini boş geçirmezdi. 


Şöyle bir geriye dönüp, düşünüyorum da öğretmenimin üzerimdeki etkisi olağanüstüydü. Okul çağına kadar sadece anne-baba sözü dinlerken, okula başladıktan sonra tamamen yabancı olan bir insana tüm inancımla bağlanmıştım. Bu inanılmaz bir şey. Onun her söylediği doğruydu ve yapmamızı istediği her şey emirdi. Mutlak bir bağlılık sözkonusuydu.

21 Kasım 2015 Cumartesi

CEM YILMAZ...Ali Baba ve 7 Cüceler...

Sanatın tüm dalları için geçerli olan gözlem, tiyatro ve sinema oyuncuları için olmazsa olmazdır. Karikatürist ve mizahçılar için de gözlem yapmak aynı derecede önemlidir ve bir nevi ödevdir. Çünkü, hiçbir sanatta yoktan var etmek yoktur. Ressamın renkleri, müzisyenin melodisi, yazarın hikaye ettiği insanların hepsi bu dünyada mevcuttur. Sanatçı var olanı yeteneği doğrultusunda yeniden yorumlayabilir sadece. Bunun için de iyi bir gözlemci olması gerekir.


Cem Yılmaz, tam da bu noktada bence bir numara. Sahnede seyirciye adeta ayna tutuyor. Anlattığı insanların bir çoğu seyircilerin arasında. Çünkü, başta da dediğim gibi sanatçı yoktan var edemez. Sadece, varolanı bize yansıtır. Dram yazarı, hayatın acı taraflarından hikayeler anlatarak ağlatırken, mizahçı ise günlük hayatta bize belki de normal gelen hal ve davranışları öyle yorumlar ki; katıla katıla güldüğümüz hikayedeki kişi veya kişiler bize hiç yabancı gelmez. Daha da ötesi güldüğümüz hikayede kendimizi bulmamız kuvvetle muhtemeldir

18 Kasım 2015 Çarşamba

Puding deyince diğerleri bir yana, Pakmaya bir yana...

Biz hanımlar için pudingler hem lezzetli hem de pratik tatlılardır... Hemen hazırlanması, hafifliği, lezzetiyle 7’den 70’e evdeki herkesin gözdesidir. Peki, hangisini seçmeli, hangi markaya güvenmeli? Ben size gönül rahatlığıyla Pakmaya Pudingler’i öneriyorum... Zengin çeşitleri, kıvamı, lezzetiyle Pakmaya Pudingler hakikaten bir başka! Kakaolu mu istersiniz, çikolotalı mı; yoksa bitter çikolatalı mı? Yoksa çikolatalı fındıklı mı, çikolatalı bademli mi?  Sırf çikolatalıdaki şu zenginliğe bakın! Bitmedi… vanilyalısı, muzlusu, çileklisi, antep fıstıklısı da var... Her gün farklı bir lezzet hazırlayıp sunmak Pakmaya ile işte bu kadar kolay...
Unutmadan Pakmaya’nın enfes tarifler sunan bir de web sitesi var: www.mutfaginyildizi.com. Açıkçası ben www.mutfaginyildizi.com’a bakmadan mutfağa girmiyorum. En son Pudingli Tiramisu tarifini denedim, herkes bayıldı: http://mutfaginyildizi.com/tarif/pudingli-tiramisu/2504
Eğer siz de yeni ve enfes lezzetler peşindeyseniz, misafirlerimi nasıl şaşırtacağım diye düşünüyorsanız Pakmaya, zengin ürün çeşitleri ve www.mutfaginyildizi.com’daki tarifleriyle sizin de vazgeçilmeziniz olacak. Mutlaka ziyaret edin.

Bir boomads advertorial içeriğidir.



10 Kasım 2015 Salı

10 KASIM...Kasımpatıların Misyonu ve Siren Sesleriyle Yas Yılları

Dün akşam evimizin salonunda oturmuş televizyon izliyor, reklam aralarında da bilgisayarımdan sanal dünyaya bir göz atıyordum. Tam o sırada, televizyondan gelen tanıdık bir sesle irkildim. Ekrana baktığımda Atatürk'ün fotoğrafını görünce beni irkilten sesi hatırladım. Bu, çocukluğumda her 10 Kasım'da nereden geldiğini bilmediğim acı acı öten siren sesiydi.


O tarihlerde her 10 Kasım'da saat dokuzu beş geçe siren sesleri yankılanırdı. Okul öncesi çocukluğumda sirenler çalmaya başladığında taşkömürü ile ısıtılmış oturma odamızda annemle saygı duruşuna geçerdik. Siren seslerini duyan annem mutfaktan koşa koşa gelir, beni kucakladığı gibi yanına diker, yanyana ayakta, siren sesleri bitinceye kadar beklerdik. Annemin dudakları kıpır kıpır Atamızın ruhuna fatiha okurdu. 

21 Ekim 2015 Çarşamba

YAHUDİ ÖYKÜLERİ...İliya'nın Hatırasına...

Memleketimin diğer illerinde nasıldır bilemem ama İstanbul'da, eski tabirle ekalliyet, türkçe adıyla azınlık, şimdiki cahillerin tanımlamasıyla yabancılardan konu açıldığında çoğumuzun anlatacak bir anısı vardır. Kiminin ermeni ustası olmuştur vaktiyle, öve öve bitiremez, kiminin rum komşusu olmuştur gözleri parlar hatırlayınca, kimi ise mahallesindeki yahudi tuhafiyecinin müşteriye olan saygısını hâlâ unutmamıştır. Eskiden yani mübadeleden önce azınlıkların ayrı mahalleleri (gettoları) vardı. Dolayısıyla komşuluk ilişkileri belki zayıftı ama dükkan sahibi yahudiler, zanaatkar ermeniler ve rum meyhanecilerle esnaf-müşteri ilişkileri sağlamdı.


Mübadele ve sonrasındaki göçlerle sayıları iyice azalan azınlıkların mahalleleri kayboldu. Ancak, ata-dede mezarlarının bulunduğu bu toprakları aziz vatanı bellemiş ve terketmeyi asla düşünmeyen yaşlılar ve bazı aileler belli semtlerde daha yoğun olmakla beraber tüm İstanbul'a dağılmış vaziyette yaşamlarını sürdürüyorlar.

16 Ekim 2015 Cuma

BABİL'İN KERVAN TACİRİ...Paranın Değerini Bilmek

Gazetemin ekonomi sayfasındaki habere göre son yıllarda tasarruf yapmıyormuşuz. Zannedersem bu durumu banka mevduatlarından veya piyasadaki para miktarından anlıyorlar. Tasarruf başlıklı önceki yazımda tasarruf konusunu genel manada ele almıştım. Bu defa ise paranın tasarrufunu anlatmak istedim. Paranın tasarrufunu basit bir anlatımla tanımlamak gerekirse; Hayatımızı idame ettirebilmek için paraya ihtiyacımız vardır. İhtiyacımızdan fazla olan paramızı harcamayarak biriktirirsek tasarruf yapmış oluruz. 


Paranın tasarrufu çoğu zaman yanlış anlaşılır. Parasını tasarruflu kullanan insanlar cimri olmakla suçlanır. Oysa cimrilik başka bir şeydir. Cimrilik, gerektiği yerde harcama yapmamak, ihtiyacından kısmak demektir ki bu hal insanın aile ve sosyal ilişkilerinde sorunlar yaşamasına sebep olur. Cimri insan sevilmez. Ancak, savurgan insan da sevilmez. Her insan, toplumdaki konumuna uygun ve kazancıyla doğru orantılı bir hayat sürmelidir. Bilhassa aile kurmuş insanlar, ne cimri ne de savurgan olmalıdır. En doğrusu, hem ihtiyaçlarını karşılayıp, hem de gelecek için tasarruf yapmaktır.

10 Ekim 2015 Cumartesi

YA SABIR! Sabret Gönül Bir Gün Olur Bu Hasret Biter...

Ya Sabır! çektiğimiz ne çok olay olur hayatımızda. Evde, sokakta aksilikler bitmez ki. Başkalarına da akıl verir, sabır tavsiye ederiz. Mesela, hayatlarından şikayet edenler, sevdiğinin yolunu gözleyenler, hastanede yatan hastalar ve kötü alışkanlıklarından kurtulmak isteyenler sabretmek zorundadır. Sabır, insanın her türlü zorluğa tahammül etmesi ve musibetler karşısında isyan etmeden metanetle durmasıdır. Ayrıca, güçlüklere göğüs germe ve karşı koyma direncini sağlam tutmasıdır.


Sabır, olumlu bir davranıştır. Sabır, insanı acele karar vermekten korur. Sabreden kişi olayları salim kafayla düşüneceği için harekete geçtiğinde iyi neticeler alır. Sabır, insan hayatının olmazsa olmazıdır. Aile içinde, sosyal hayatta her an her durumda sabretmemiz, sabırlı olmamız gerekir. Sabırlı insan geçinmesi kolay, uyumlu insandır. Çünkü, sabırlı insan fevri davranmaz. Öfkeyle hareket etmez. Dolayısıyla, sabırlı insan sevilir.

4 Ekim 2015 Pazar

TASARRUF...Yılan bile toprağı tarta tarta yer

Şahsen tasarrufa inanırım ve har vurup harman savuran insanlara akıl erdiremem. Bir insanın kazancının tümünü veya daha fazlasını harcamasını aklım almaz. Tasarruf ederek yaşamını sürdüren insanlar var ama sadece fakirlerin tasarrufa ihtiyacı olduğunu düşünenler çoğunlukta. Gerçekten, düz mantıkla bakıldığında parası az olanın tasarruf yapması daha doğru gibi görünür. Hatta, "Parası bol olan neden tasarruf yapsın" diye de sorabiliriz. 



Bu soruya cevap verebilmek için evvela tasarrufun tanımını yapmak lazım. Tasarruf, biz insanların diğer canlılarla beraber kullandığımız hayati önemi haiz, vazgeçemeyeceğimiz maddelerin tüketiminde dikkatli davranmak, gereği kadar kullanmaktır. Kısaca, idareli tüketmeye tasarruf denir. Bu tanımı biz yani insanlar yapmış ama ilginçtir ki; insanoğlu bu tanımı adeta reddediyor. Bizim dışımızdaki canlılar ise buna tam manasıyla riayet ediyorlar. Örnek vermek gerekirse, çocukluğumda duyduğum zaman inanmakta zorlandığım "Yılan bile toprağı tarta tarta yer" atasözü bu tanımı anlamamıza yardım eder. 

26 Eylül 2015 Cumartesi

ZAMAN EN İYİ İLAÇTIR...Dinmeyen Ağrı Kapanmayan Yara Yoktur

Özel hayatında başedemediğin bir olumsuzluk yaşıyorsan ve duygularını maskeliyemiyorsan içine kapanırsın. Neş'elerine katılamadığın için arkadaş toplantılarından uzak durursun. Yakın çevren dışında eş-dostla görüşmelerini kesersin. Çünkü, iki lafın birini aynı olaya bağlarsın, başlarsın anlatmaya. Anlattıkça ağlarsın, ağladıkça anlatırsın. Ve, bilirsin ki; anlattığın insanlar, ne kadar seni seven arkadaşların da olsa senin derdini bir kere dinler, iki kere dinler.



Aslında, ihtiyacın olan sadece zamandır. Zaman senin için bir anlamda ilaçtır. Çünkü, bu hayatta geçmeyen hiç bir şey yok. Kapanmayan yara, dinmeyen ağrı yok. Bunu gayet iyi bilirsin de bazen bilmek yetmez. Her gecenin bir sabahı olduğunu unutmuş gibisindir. Sanki, bütün dünyanın dertlerini sırtlanmış da altında eziliyor gibi hissedersin. Aklına gelir için kabarır ağlarsın, birileri sorar anlatırsın ağlarsın. Gözyaşların göz pınarlarından taşar çoğu zaman ağlarsın ama bazen de içine akıtır, ağlarsın.

20 Eylül 2015 Pazar

KARA BELA...Seyretmelere Seza...

Bazen başedemediğimiz olumsuzluklar yaşar ve üzülürüz. Ancak, yıllar içinde öğrenmiş olduğumuz bir gerçek de vardır ki; bu dünyada her şey geçici. Ben de üzüntümü yenmek için çareyi gülmekte aradım. Neşeli bir arkadaşımla bir kaç saat geçirsem veya bir kaç arkadaşımı çağırsam da çay sofrasında havadan-sudan, alış-verişten bahsetsek nasıl olur diye gönül gezdirdim ama hiçbiri cazip gelmedi.


Ne kadar neşeli olursa olsun arkadaşlarımın da türlü çeşitli problemleri var. Belki, çok gençliğimizde bu mümkündü. Ama o tasasız günlerin üzerinden çok zaman geçti. Her neyse, dediğim gibi ben sadece gülmek istiyordum. İçinde yer almadan, hiçbir şey yapmadan birileri beni güldürsün istedim. Televizyonun karşısında bunları düşünürken ekranda bir kaç gündür gördüğüm ama ilgilenmediğim Kara Bela filminin tanıtımı yayınlanıyordu.

19 Eylül 2015 Cumartesi

ŞEFTALİ REÇELİ...Lokum Kıvamında...

Pazar alışverişlerinde kendime bir türlü dur diyemem. Tezgahlar öylesine zevkli düzenlenmiş, öylesine rengarenk oluyor ki bir-iki çeşit alıp gitmek çok zor. Marketin manav reyonunda tezgahlara göz gezdirirken bunları düşünüyordum. Kara üzümler kasalarında yan gelmiş yatıyorlardı. Kimbilir nerelerden, kaç saatlik yollardan geldiler ama taze oldukları yeşil saplarından belliydi. Bağdan topluyormuş gibi büyük salkımlardan seçtim iki kiloya yakın geldi.


Üzümü aldım, gözüm hâlâ tezgahlarda gezinmeye devam ediyor. Kara incirler plastik kaplarda alıcılarını bekliyorlardı ama beklemekten helak olmuş gibiydiler, onları geçtim. Tezgahın büyükçe bir kısmına şeftalileri dökmüşler. Ne de çok severim şeftaliyi. Satıcı çocuk akıllı, anladı benim zaafımı şeftaliyi övüyor. Fiyatı da uygun. Seçeyim bari dedim aldım elime naylon poşeti. Dayanıklı olsun diye sertçe olanları seçtim.

16 Eylül 2015 Çarşamba

MODERN AİLE...Feminizm...Kültür Erozyonu...

Bir zamanlar, bekarlığında baba evinde, evlendikten sonra koca evinde nesilden nesile aktarılan bilgilerle kadınlık ve annelik görevlerini hakkıyla yerine getiren kadınlar genellikle kayınpederin evine yani kocasının büyüdüğü baba ocağına gelin giderdi. Gelin ismi de buradan geliyor. Aileye gelen manasına. Yeni evinde kayınvalidesi ve kayınpederi ile hatta daha da fazlası kocasının bekar kardeşleri de dahil geniş bir aile olarak aynı evi paylaşırlardı. Gelinin aileye kattığı torunlarla da aynı çatı altında bir kaç nesil birden yaşardı.


Sonra tüm dünyayı etkisi altına alan feminizm akımı ile kadınlarımız Duygu Asena'nın 1987 yılında yayımlanan KADININ ADI YOK isimli kitabını okumaya başladılar. Bu kitapla beraber feminizm hareketi yazılı ve görsel medyada tartışılmaya başlandı. Kadınların ekonomik, toplumsal ve cinsel baskılardan kurtulmasını amaçlayan bu düşünce akımı kadınların ezberini bozdu. Feminizm akımının etkisiyle kadınlar konumlarını irdelemeye başladılar ve mevcut yaşantılarından rahatsızlık duydular.

5 Eylül 2015 Cumartesi

BİR EVLENME TEKLİFİ...Sütten Ağzı Yanan Yoğurdu Üfleyerek Yer

-Dün akşam paydos ziline yarım saat kala memurlar masalarını toparlarken ben de ertesi günün işlerini inceliyordum.
-Siz nasıl böyle bir talimat verirsiniz, akşam akşam olacak şey mi bu! diye sinirden kanı çekilmiş, suratı bembeyaz bir adam elindeki kağıdı sallayarak, aralık kapıdan bir hışımla odama girdi. Girmesiyle birlikte karşımda durması bir oldu. Ve göz göze geldiğimiz anda yüzü kıpkırmızı kesildi. Zannederim yetkili kişi olarak bir kadın beklemiyordu. 



Elinde tuttuğu kağıdı okumaya çalıştı ama eli-ayağı sinirden hala titrediği için okumaktan vazgeçip bana doğru uzattı. Matbu kağıdı tanımıştım zaten. 
-Evet bu kağıt bize ait. Bu talimat bizden gitti ama muhatabımız siz misiniz bilmiyorum. Kayıtlara bakmam lazım, dedim. 
Tahmin ettiğim gibi metruk bir binaya ait fesih işlemini teknik servisimiz faaliyetteki bir mekana uygulamaya çalışmış. Gelenlere derdini anlatamayan şahıs da hakkını aramaya bize gelmiş. 

28 Ağustos 2015 Cuma

İNSANLIKTAN UZAKTA...

Sinemanın bulunduğu AVM binasına girdiğimde film başlamak üzereydi. 14.15 matinesine bilet almak için girdiğim kuyrukta kararsız müşteriler yüzünden sıra bana geldiğinde film başlamıştı bile. Aksi gibi filmi izleyeceğim salon ikinci katta, arka koridorlardan birindeymiş. Film başlamış, salon zifiri karanlıktı. Oturmadan önce salona hızlıca bir göz gezdirdiğimde seyirci olarak en arka sırada iki genç kız gördüm. Yalnız olmadığımı anlayınca sevindim ve tüm dikkatimi vererek, filmi izlemeye koyuldum.


Görüntülerde tamamen taşlı toprakla kaplı dağların arasındaki genişçe bir düzlükte tek katlı enlemesine geniş bir bina görüyoruz. Burası tek derslikli bir ilkokul. Öğretmen okulun tek öğretmeni ve hizmetlisi. Dağ köylerinden gelen 10-15 kadar çeşitli yaşlardaki öğrencilerine Fransızca öğretiyor. Öğretmen okul binasında yalnız yaşıyor. Tedirgin davranışlarından ortamın pek de huzurlu olmadığını anlıyoruz. Bir gün ufukta bir atlı ve iple bağlanmış yaya iki kişi beliriyor. Filmin esas konusu da böylece başlamış oluyor.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

EVDE YOĞURT MAYALA...Gerek Yok Sarıp, Sarmalamaya...

Çocukluğumda soframızdaki yoğurt Silivri'nin Kaymaklı Tepsi Yoğurdu idi. Kapımızın önünden geçen sokak satıcısından alınırdı. Daha sonraları da bakkal ve marketlerdeki çeşitlere göre değişiklik gösterdi. Bir zamanlar özel yapım cam kaselerde, bazen toprak, genellikle de plastik kaplarda ve de son zamanlarda da Kaymaklı Tava Yoğurdu alır olduk. 



Kış mevsiminde durum böyle de yaz gelip de biz tebdil-i mekan eyleyince bana bir haller oluyor. Sabahları yeni sağılmış, sıcağı üstünde mis gibi sütlerle gelen köylüleri görünce tenceremle süt almaya koşasım geliyor. Yaz evimizdeki ilk yıllarımızda komşularımızın sabahları köyden gelen sütçülerden sık sık en az beş kilo -sıvı ölçü birimi litre kullanılmıyor- süt aldıklarını görünce merak etmiş sormuştum. Meğer, evde yoğurt mayalarlarmış. Ben bunu duydum ya, durur muyum?
-Ben de yapacağım, dedim ve tüm bilgileri aldıktan sonra ilk yoğurdumu mayaladım. 

28 Temmuz 2015 Salı

MÜRDÜM ERİK REÇELİ...Mürdüm Renkli Lezzet...

Kahvaltı soframızda bu sabah yeni bir reçel tadılmayı bekliyordu. Reçel tabağımı görücüye çıkarılan kızlar gibi süsledim-püsledim ortaya getirdim. Aslında bir gün önce kaynatmış ve sıcak sıcak bir lokma tadına bakmıştım da pek beğenmemiştim. Ballı lokma diye adlandırdığım Kuru Kayısı reçelinden sonra pek zayıf kaldığını düşünmüştüm. 




Hatta, blogger arkadaşım İlhan Ucer beyefendinin zaman zaman bazı yiyecekler için kullandığı deyimle, "Haysiyetli" Kayısı'nın yanında Mürdüm Eriğinin esamesinin okunmayacağı da bir gerçekti. Kahvaltı soframızda hiçbir şey söylemeden yeni reçelimin tadılmasını bekledim. 

23 Temmuz 2015 Perşembe

KULAK VERMEK...Değer Vermektir.

Yazlıkta yıllardır kullandığım bir bisikletim var. Her yaz başı mutlaka bisikletçinin kontrolünden geçer. Ön tarafında da bir sepeti vardır. Bu sepete sadece bir deniz havlusu koyduğum da olur beş kilo manav alışverişi yüklediğimde. Geçtiğimiz yıl yaz ortasıydı galiba bisikleti sürerken ön taraftan gıcırtılı, tıkırtılı bir takım sesler kulağıma geliyordu ama bisikletle işim bitince aklımdan çıkıveriyordu. 



Bu şekilde epey bir süre geçti. Bir gün yine bisikletime binmek üzere deniz havlumu sepete koymak isterken bir de ne göreyim; sepet bir yana kaykılmış, somunları düşmüş, bir tanesinin de cıvatası sallanmıyor mu! Günlerdir duyduğum gıcırtıların sebebi de böylece anlaşılmış oldu tabii. Anlaşılmış oldu ama gevşeyen somunları sadece sıkıştırmak yetecekken, seslere kulak vermediğim için bisikletimle önünde sallanan sepet eşliğinde bisikletçinin yolunu tuttuk.

17 Temmuz 2015 Cuma

RAMAZAN'IN ARDINDAN... Bugün Bayram Çocuklar!!!

Ramazan ayının misafirliği bitti. Ya Şehr-i Ramazan diye coşkuyla ve mutlulukla karşıladığımız Ramazan ayının misafirliği bitti bitmesine de önemli olan misafirimiz bizden memnun kaldı mı? 



Her yıl Ramazan ayını memnuniyetle karşılarım. Onbir ay fütursuzca yaşayanlar için bir mola vermenin gerekli ve faydalı olacağına can-ı gönülden inanırım. Maddi ve manevi dünyamızın böyle bir durup-dinlenmeye, yavaşlayıp-düşünmeye ihtiyacı olduğunu düşünürüm. 

7 Temmuz 2015 Salı

RAMAZAN...İftarlar Ziyafet Sofrası Demek Değil...

Mübarek Ramazan ayının son haftasına girdiğimiz, Elveda'ların okunduğu bu günlerde belki geç kalmış bir yazı olacak ama madem ki aklıma takıldı yazayım dedim. Zaten, Ramazan sadece bu yıla ait değil ki, dünya var oldukça her yıl gelecek ve ömrümüzün yettiği sürece biz de görüp, yaşayacağız. "Hoşgeldin Ya Şehr-i Ramazan" mahyalarıyla karşıladığımız Ramazan'ı Şerifi evimize gelmiş itibarlı bir misafir mesabesinde ağırlayacak ve ikramda kusur etmemek için bir ay boyunca didinip, duracağız.



Ramazan ayının ritüellerini anlatırken mutfak alışverişlerinden bahsetmiş ve iftar sofralarının zengin olması için hane sahibinin hiç bir fedakarlıktan kaçınmadığını "Ramazan bereketi" başlıklı yazımda belirtmiştim. Ancak, burada gözden kaçırılan bir şey var ki önemlidir. Ramazan öncesi hazırlıklar yani evlerin temizliği ve mutfak alışverişinin önceden yapılmasının sebebi Ramazan ayı içerisinde ibadete daha fazla zaman ayırabilmek içindir. 

1 Temmuz 2015 Çarşamba

RAMAZAN'I YAŞARKEN...Herkesi Kendin Gibi Bilmek!

"Kişi karşısındakini kendi gibi bilir" atasözü bizim hallerimizi ne güzel anlatır. Hem kişisel hayatımızda hem de toplum olarak yaşadıklarımıza baktığımızda devam eden sürekli bir hataya düşme, kandırılma alışkanlığımız var. Bu hataların sonucunda da ortak bir müdafaamız vardır. "Ben herkesi kendim gibi biliyorum." 



Karşımızdakiler -en yakınlarımız dahi- başka karakter ve huyda, bambaşka fikirlere sahip insanlar. Onları kendimiz gibi bilmek kadar yanlış bir şey olabilir mi? Bu yanlışı milletçe yaptığımızı düşünürsek, anlaşılıyor ki; toplumda kimsenin kimseyi anlamaya çalışmadığı, empati yapmadığı ortaya çıkıyor. Herkes karşısındakini kendisi gibi bildiğine göre aslında, herkes herkesin kendi gibi olmasını istiyor demektir. Tüm bunları bana düşündüren de gece sahile giden yollarda gördüğüm canlı ve coşkulu kalabalıktı. 

23 Haziran 2015 Salı

GÜLLAÇ...Ramazan'ın Gülü...Sütlü Tatlı...

Bu yıl yine yazlık evimizde idrak ettiğimiz Ramazan'ı Şerif daha yıllarca da yaz aylarında misafirimiz olacak. Ramazan ayı sofralarının iftariyelik, yemek ve tatlıları, her ne kadar yörelere göre değişiklik gösterse de yaşandığı mevsime göre de değişir. Bilhassa, Ramazan davetlerinin olmazsa olmazları tatlılar, mevsimlere göre ister istemez değişiyor. 






Kış aylarının soğuk günlerinde, iftar sofralarına Baklava'dan Revani'ye şerbetli tatlılar ne kadar yakışıyorsa yaz mevsiminin insanı kavuran sıcaklarında da soğukluklar -karpuz, kavun dilimleri- ile buz gibi soğutulmuş üzüm salkımları, armutlar, şeftaliler o kadar yakışıyor. Doğal tatlılar dediğim bu meyvelerin hele ki olgunları seçilirse şerbetli tatlıları hiç aratmıyorlar. 

9 Haziran 2015 Salı

RAMAZAN BEREKETİ...Sofrada ve İbadette...

Türkiye'yi doğusundan başlayıp Karadeniz kıyılarından devam ederek Marmara, Trakya, Ege ve Akdeniz ile tüm Anadolu'yu dolaştığınızda farkedersiniz ki; âdet ve görenekleri ile tamamen farklı olan bölgeler Ramazan ayı gelince tek bir coğrafya tek bir iklim olmuşlar. Hal böyleyken, yine de memleketimizin bazı bölgelerinde dini vecibelerini yerine getirmekte daha bir özenli dindar bir kesim vardır. Onlar Ramazanı iki ay önceden yaşamaya başlarlar.  



Üç ayların -Recep, Şaban, Ramazan- başlangıcı Recep ayının girmesi ile ramazan orucuna hazırlık kabilinden haftanın belli günlerinde olmak üzere nafile orucuna, Kadir gecesi düzenlenecek hatim duasına yetiştirilmek üzere Kur'anı Kerim'in hatmi için cami veya evlerdeki mukabelelere başlanır. Berât kandilinden sonra yani Ramazan'a takribi 15 gün kala kıyı-bucak ev temizliği sonrasında iftar ve sahur sofraları için gerekli alışverişler yapılır. Alışverişleri ailenin maddi durumu belirler ama bu mübarek aya hürmeten sofraların zengin olması için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmaz. 

3 Haziran 2015 Çarşamba

HARİÇTEN GAZEL OKUMAK...Yıllar öncesinden...

Hayatın hoş ve güzel taraflarından bahsetmek istiyorum ve bunun için kendimi zorluyorum ama nafile! Toplumu sarıp,sarmalamış olan güvensizlik ve gelecek endişesi ile öyle bir karamsarlık havasına büründük ki; gördüğüm, yaşadığım güzellikler sanki görünmeyen bir el tarafından aklımdan silinip, gidiyor. 



Memleketim öyle bereketli topraklar üzerinde kurulmuş ki her bir yerinden ayrı sesler çıkıyor. Olan bitene duyarlı insanlar olarak başımızı tenis maçındaki seyirciler gibi bir sağa, bir sola çevirerek hareketleri kaçırmamaya çalışıyoruz. Tamam buna da razıyız. Tenis maçı seyreder gibi bir sağa bir sola dikkat kesilelim ama ortada tek bir oyun yok ki! 

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!

Önemli olan ne kadar hızlı vardığınız değil, nasıl vardığınız...
Trafikte aşırı hız yapmayın! Çünkü Trafik Hayattır!




Aşırı hız son yıllarda kazaya sebep olan unsurların başında yer alıyor. Özellikle gençlerin yaptığı trafik kazalarının çoğu aşırı hız nedeniyle meydana geliyor. Doğuş Otomotiv’in kurumsal sorumluluk markası Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ı konusunu ana mesajları arasına alarak projelerini kurguluyor.

22 Mayıs 2015 Cuma

GÖREN ENGELLİLER...

Geçen hafta erkek kardeşimle ailevi bir meselenin halli için sabahın erken saatlerinde dışarıda buluşmuştuk. Sonrasında kahvaltı yapmak üzere eve dönerken yolumuz üzerindeki yaya geçidinin başında durmak zorunda kaldık. Yeşil ışığın yanmasını beklerken bir yandan da o sabah yaşadıklarımızı konuşuyorduk. Bu arada, kaldırımdaki sarı yer kaplamalarına gözüm ilişti. Ayakkabımın tabanında kabarıklıkları hissedince gayrı ihtiyari gülümsedim. Çünkü, o günlerde gazetede okuduğum bir haber aklıma gelmişti.


Ayağımızın altındaki sarı kabartma desenli kaplamaları işaret ederek, okuduğum haberi kardeşime anlatmaya koyuldum. Bir ilçede görme engelliler için yönlendirme taşlarını döşeyen yetkili elemanın anlattığına göre ilçenin belediye başkanı, kabartma taşların engelli olmayan diğer insanlara rahatsızlık vereceğini düşündüğünden vatandaşların şikayetlerine maruz kalmamak için taşları döşetmek istememiş.

8 Mayıs 2015 Cuma

TURFANDA! Cömert Elinden Tatmak Lâzım...

Sebze ve meyvelerin mevsiminde üretildiği ve tüketildiği eski zamanlarda, mevsim başında ilk defa pişirilen Zeytinyağlı Taze Bakla, özel bir önemle sofraya getirilirdi. Sofranın baş köşesinde oturan evin babası, üzeri bol dereotuyla bezenmiş zeytinyağlı taze baklayı sofrada gördüğünde hemen yoğurdu da sorar ve bol yoğurt döktüğü bakladan ilk lokmasını alırken illâki "Eski ağıza yeni taam" derdi.






"Eski ağıza yeni taam" sadece ilkbahar mevsimine has bir deyim olsa gerek. Zira, kış mevsiminde lahana veya pırasa yemeğini pişiren bir hanımın "Eski ağıza yeni taam" dediğini duymadım. Bu deyim sevilen bir sebzeye kavuşmanın sevincini yansıtmasından ziyade kış mevsiminden sağsalim çıkıp, yeni bir bahara daha kavuşulduğunun yani kısaca hayatta, yaşıyor olmanın memnuniyetini anlatır. 

3 Mayıs 2015 Pazar

HEMŞERİM!... Nerelisin?

Taraf olmak. Herhangi bir tarafın adamı olmak nasıl bir duygudur? diye düşünürken dahi içim daralır. Bu şekil bir yaşamı tercih edenler çoğunlukta ve de herhangi bir şikayetlerini de duymadım. İnsanlarımız için aidiyet duygusu çok önemli. İş hayatında hatta şehirler arası yolculuklarda dahi yeni tanıştığımız insanların sorduğu geleneksel bir soru vardır. 

-Nerelisin? diye sorarlar.



Bence, soruyu soranın gayesi hatta beklentisi aynı coğrafi bölge veya aynı şehrin insanları olma ihtimalidir. Eğer durum istediği gibi ise küçükken kaybettiği bir çocukluk arkadaşını bulmuş gibi sevinir ve yanınızda kendini rahat hisseder. 

2 Mayıs 2015 Cumartesi

GÖZTEPE PARKI...Renkler Çıldırmış!

Balkondaki sardunyalarımın tomurcukları bir bir açılıp, kıpkırmızı renkleriyle gözümüz gönlümüz açılınca, başka renklerde başka çiçeklerle balkonu daha da şenlendirmek için bir saksı daha aldım. İkinci saksıya hercai menekşe dikmeye karar verdim ve fideleri satın almak için sokağa çıktım. Çiçek bahanesiyle çıkıp,bahar havasının verdiği coşkuyla yürümeye doyamayıp, yolu uzatınca kendimi nerede buldum dersiniz.


Park girişinde merdivenlerden görünüş

Bir iki fide için yollara düşen bencileyin, karşımda Göztepe Parkı'nı görünce gözlerime inanamadım. Parkın girişinde fide satışı da yapılıyordu. Bir kaç basamak merdivenle inilen parkı önce yüksekten merdiven başından fotoğraflamak istedim. Öyle güzel tasarlanmış tarhlar vardı ki seçmekte zorlandım.

GÜNEŞİN İLK IŞIKLARI...

Sonbahar neyse de kış mevsimi pek bir iç karartıcıdır. Sabahları yeni bir güne uyanmanın mutluluğu ile perdeleri açıp, gökyüzüne bakarsın. Binbir zahmetle çıkmış ama her an kaybolacak güneşin zayıf ışıklarını, mendil kadar bir maviliği görürsen sevinirsin. Güneşli havalara tutkun yüreğin ve dudaklarında takılı kalmış ufak bir gülüşle yaz güneşinin hayaline dalarsın.


Çünkü, kışın öyle günler olur ki; kara kara yağmur bulutlarının kapladığı gökyüzünde güneş günlerce yüzünü göstermez. Hele karlı günlerde gökyüzü ara ara kapkara olur da gündüz vakti akşam oldu sanırsın. Kapkara bulutlar yeryüzüne karları gönderdikten sonra gökyüzünün rengi biraz açılır gibi olur, hatta biraz sonra gökyüzü mavi rengini bile gösterir ama hiç ümitlenmezsin. Çünkü, bilirsin ki hava "kar toplamaktadır". 

HAYATIMIZ BİZE VERİLMİŞ BİR HEDİYE...Olabilir mi?

Hayatımızın bize verilmiş bir hediye olduğuna inandığım zamanlar oldu ve bunu çeşitli vesilelerle dile getirmişliğim. Hatta bu hediye için teşekkür borçlu olduğumuzu. Yanlış hatırlamıyorsam hayatı layıkıyla yaşamak gerektiğini anlatmak için böyle bir ifade kullanmıştım. Bugün ise hayatın hediye olduğuna dair ciddi şüphelerim var.




Çünkü, hayatın içinde başarısızlıklar, sağlık problemleri, kayıplar ve insanları intiharın eşiğine kadar götüren büyük acılar ve mutsuzluklar var. Halbuki hediyenin asli görevi alanı da vereni de mutlu etmek değil midir?

Demek ki; Hayat hediye değildir!

1 Mayıs 2015 Cuma

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Çocukların yüzündeki gülümseme her şeye değer...
Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.
Soma faciasından en çok etkilenen yerlerden biri de Kırkağaç. Kırkağaç’ta yaşayan 12 yaşındaki Yiğit, okuldaki 12 arkadaşıyla birlikte bir bilim kahramanı ekibi kurdu. Önce yapamayacaklarından korktular. Çalıştılar, çalıştılar, çalıştılar, bilgisayarda yazılım geliştirip, legodan yaptıkları robotlarına yüklediler. Bu bilim yolculuğu, özgüven ve başarı doğru yeni başlangıçları müjdeliyordu.

11 Mart 2015 Çarşamba

BATON KEK...Kakao ve Kuru Üzüm İlaveli...

Vaktiyle, akraba günleri düzenlediğimiz yıllarda kuzenlerden birinin sofrasında binbir çeşit ikramlıkların yanısıra kepekli baton ekmek görünümünde bir kek dikkatimizi çekmişti. Tadını da beğenince bizim kuzen hiç üşenmeden tarifini verdi. Kekin özelliği yağsız oluşuydu yanlış hatırlamıyorsam. Diğer, yüksek kalorili yiyeceklerin yanısıra diyet ürünlerinin o sevimsiz renginde, albenisi olmayan bu keki bizim kuzen neden pişirdi orası pek anlaşılamadı.




Kek tüm gösterişsiz haline rağmen beğenildi. Diğer misafirlerin samimiyetini bilemem ama ben gerçekten beğendim ve benimsedim ki; ertesi gün ilk işim Borcam baton kek kalıbı almak oldu. Halbuki, başka sofralarda ayaküstü aldığım birçok tarif ya zaman ve zemin uygun olmadığından ya da tarifin yazılı olduğu kağıdı kaybetmiş olduğumdan unutulup, gitmiştir. Dediğim gibi bu defa işimi sıkı tuttum ve ilk iş olarak satın aldığım kek kalıbını mutfak dolabında emrime amade bekleyeceği rafa yerleştirdim.

10 Mart 2015 Salı

YAŞAR KEMAL...Kapitalizm'in ne vatanı vardır ne de milliyeti...

Kapitalizm, beynelmilel bir soyguncu şebekesidir. Kapitalizmin ne vatanı vardır, ne de milliyeti. Kapitalizm, kendisine karşı direnen her gücü yok etmek zorundadır. Beynelmilel bir soygun şebekesi olan kapitalizm, asliyeti, kuruluşu, varoluşu, özü, temeli itibariyle hiçbir zaman milliyetçi olamaz. Somut bir örnek versem daha iyi ederim: Türkiyeyi ele alalım, Türkiye’deki kapitalistleri… 




Türkiye'deki kapitalistlerin menfaatleri dünya kapitalistlerinin menfaatleriyle birliktir. Türk halkının da men-faatleriyle taban tabana zıttır. Şöyle ki, işlenmiş madde getirir Türkiye'ye dışarıdan Türk kapitalisti. Bu işlenmiş maddeyi Türk halkına satar. Yüzdesini alır sattığı malın, gerisini Avrupa'daki, Amerika'daki ağasına gönderir. Türk halkı onun için sömürülecek topluluktur. 


7 Mart 2015 Cumartesi

8 SANİYE...Kadınlar Kime Emanet...

Beni etkileyen bir film daha. Zannetmeyin ki; bu çok sık oluyor. Aksine bu kış seyrettiğim onca film arasından beğendiğim üç-beş film ancak çıkar. Bu filmleri de hemen bu sayfalarda sizlerle paylaşıyorum zaten. Yazılarımı okumuş olanlar bilirler filmleri vizyona girdikleri ilk gün, sinemanın ilk seansında seyretmesini severim. Evvelce müstakil sinemalarda film izlemeye özen gösterirken, bir kaç yıldır evime yarım saat mesafede bulunan AVM'lerden birine gidiyorum. Bu vesileyle binadaki mağazaları da ziyaret imkanı buluyorum. Bir taşla iki kuş.




Ve eğer bu mağazaları ilgiyle gezebiliyor, ürünleri deneyebiliyorsam seyrettiğim film kötü demektir. Çünkü, dünkü günde de olduğu gibi eğer filmin etkisinde kalmışsam mağazalara girip, reyonlarda dolaşırken ürünlere boş boş baktığımı farkediyorum ve bu dolaşmanın, vakit kaybından başka bir şey olmadığını anlayıp, anında AVM binasını terkediyorum.

Bİ' ÇAYINI İÇERİM ANACIM!

Dost sohbetlerinin en sevilen içeceği olan çay ocakta kaynadıkça, bir yandan da insanları birbirine kaynaştırır. "Çay var" sözü bile tek başına mutluluk sebebi değil midir çoğumuz için?
Her tazelediğinizde aynı keyfi ve sıcaklığı sunması da ekstra güven verir sanki insana. Bu haliyle size karşı duygularının hiç değişmeyeceğinden emin olduğunuz bir sevgili gibidir çay... 
Bazen kısa bir molada ayak üstü yapılan muhabbetlere, bazen uzun saatler süren yorucu toplantılara, bazen de ev gezmesi yapan hanımların pastalarına, böreklerine yarenlik eder. Öğrenciler için ise sınav zamanlarının resmi içeceğidir çay... Bir işe başlamadan önce motivasyon aracıdır. Bir düşünün şimdiye kadar "Haydi bi' çay koyup, sonra başlayalım" dediğiniz ne çok şey olmuştur.



Akşam yorgun argın, işten eve dönüş yolunda, "Olsa da içsek" hayalleri kurdurur insana. "Suyunu yeni koydum, az bekle ki demlensin" sözü, sanki zamanı durdurur o anda. Oysa "Çayım hazır", müjdeli bir haber gibidir tiryakisine.
İlla ki ince belli cam bardakta içileni daha makbuldür. Dumanı hala tüten, taze demlenmiş tavşan kanı çayla dolu o sıcak bardak, adeta bir ritüel eşliğinde, en tepesinden baş ve işaret parmaklarının ucuyla tutulup, dudağa götürülürken, serçe parmak da istemsizce havalanır keyiften.  Bir kaç bardaktan sonra bile "Bi' çay daha?" diye sorsalar, "Alırım vallahi!" ya da "Eh! Koy da içeyim madem" cevabını duymaya nasıl da alışıktır kulaklarımız...

21 Şubat 2015 Cumartesi

DİL PEYNİRLİ BÖREK...Bir Kere Denemek Gerek...

Bildim bileli, evimizde pişen börekler beyaz peynirlidir. Çünkü, mutfak yetkilisi olarak annemiz peynirli börek sever. Kıymalı börek yaptığı da olurdu. Annemin kıymalı böreği, hamurunu kendi tuttuğu, içi çiğ kıymayla hazırlanmış yağda kızartılan çiğ börekti. Çocukluk, gençlik yıllarımızın fütursuzluğu ile çiğ börekleri sıcak sıcak afiyetle yerken sayısını saymak hiç aklımıza gelmezdi. Babam börekten aldığı ilk lokmadan sonra eğer börek istediği gibi olmuşsa "Hanım! harcını da esirgememişsin" der ve hiç zaman kaybetmeden önündeki börek dolu tabağına mutlu bir yüz ifadesiyle dönerdi.




Rahmetli babam ciddi bir adamdı ama aynı zamanda çok da hoşsohbetti. Dostlarıyla birarada iken anlatır, güldürür etrafındakileri neşeye boğardı. Ama bana sorarsanız babamın en neşeli hali, iyi pişirilmiş sevdiği bir yemeği yerken ortaya çıkardı. Yüzünde beliren ve yemek boyunca silinmeyen o mutlu ve keyifli ifade bugün bile aklımda.

27 Ocak 2015 Salı

ZEYTİNYAĞLI BARBUNYA FASULYESİ...Kuru Barbunya'dan Mamûl...

Geçen yıl mutfakta kış hazırlıklarını biraz abarttığım için olsa gerek kış bitmiş, neredeyse yaz geliyorken ve turfanda taze ürünler pazar tezgahlarında boy göstermeye başlamışken almıştı beni bir telaş. Derin dondurucuya tıka-basa doldurduğum sebzeleri bitirmek için başlamıştım dolaptan çıkarıp, çıkarıp pişirmeye. Bunlardan biri de barbunya fasulyesiydi.


Zeytinyağlı barbunya fasulyesi günlük soframızda sıklıkla yer almaz ama misafir sofralarımızın olmazsa olmazıdır. Sadece misafir soframızda yer aldığı için tüketemediğimiz barbunya fasulyelerini bitirmek için çok sık pişirince biraz bıkkınlık geldiğini itiraf edeyim. Yaşadığım bu tecrübenin ışığında bu kış için dondurucuya bir kaç pişirimlik barbunya koymak yeter diye düşünmüştüm.

22 Ocak 2015 Perşembe

TEL KADAYIF...Klasik Lezzet...

İstanbul bu kış gerçekten üşüdü. Kelimenin tam anlamıyla hava buz gibiydi! O soğuk günlerden bir gün kendimi yufkacı dükkanına zor attım. Uzun süredir yürüdüğüm için hem acıkmış hem de üşümüştüm. Yüzüm soğuktan kızarmış, sızlıyordu. Eve gidince yapacağım Tava Böreğinin hayaliyle dükkana girdim. Dükkan sahibi yufkaları sararken, ben de raflara göz gezdiriyordum ki gözlerim Tel Kadayıf paketlerine ilişti. Haftada en az bir kere girdiğim bu dükkanda o paketleri hep görürdüm ama bu sefer nedense bir cesaret geldi ve Tel Kadayıfı almaya karar verdim.




Bu işin cesaretle ne alakası var diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Merakınızı hemen gidereyim. Bir kaç yıldır mutfaktan elini-eteğini çekmiş annemin vaktiyle pişirdiği tel kadayıflarını tatmayı bırakın en azından görmüş olsaydınız endişemi anlardınız. Hiçbir zaman hırslı bir insan olmadım ama bir işe kalkıştığım zaman başarılı olmak isterim. Pişireceğim Tel Kadayıfın baş jürisinin annem olması sebebiyle kendi cesaretime kendim de şaştım.

19 Ocak 2015 Pazartesi

HRANT DİNK...Ürkek Güvercin...

Milletimizin anında tepki verdiği ender olaylardan biridir Hrant Dink'in ölümü. Topyekûn olmasa bile milletimizin çoğunluğu bu cinayeti bir an bile tereddüt etmeden anında lanetledi. Meğer, biz bu adamı tanımış ve onun iyi bir insan olduğuna kalben inanmışız. O, bilmeden bildirmeden kalplerimize girmiş, yüreğimize dokunmuş. 


Cinayet haberini ilk duyduğumuzda evdeydik. Televizyon açıktı. Ekranın karşısında öylece kalakaldık. Televizyonun karşısında oturamadım, ayaktaydım. Daha da yaklaştım, gözlerim ekranda cadde üzerinde yüzükoyun uzanmış yatan adama dikkatlice bakıyordum. 

15 Ocak 2015 Perşembe

ELMA TATLISI...Portakal Suyunda...Nar Taneli...

Karlı günler İstanbul'lular için çok özeldir. İstanbul'lu, her mevsimi yaşar ve keyfini de çıkarır. Ne güney şehirleri gibi sıcaktan bunalır, ne de doğu şehirleri gibi soğuktan yılar. Ancak, mevsimleri hakkıyla yaşamamız yıldan yıla değişiklik arzedebilir. Yaşamım boyunca kar yağışının aralıklarla da olsa bir ay sürdüğü ve dolayısıyla karın bir ay yerden kalkmadığı kışlar da oldu, karı sadece havada gördüğümüz, en fazla yüksek tepelerin beyazlandığı yıllar da.




Bu yıl kış mevsiminin henüz ortasındayız ama az da olsa müthiş bir soğuk eşliğinde kar gördük. Geçen yıl ha geldi, ha gelecek kış diye beklerken bahar gelmiş, ağaç dalları tomurcuklanmıştı da şaşıp, kalmıştık. Soğuğu hiç sevmememe rağmen kışın kışlığını yapmasını isterim. Geçen yıl kış olmadığı için susuzluk kapımızdaydı. Yakına kadar, barajların gün gün azalan su seviyeleri her gün gazetelerin manşetlerindeydi.

12 Ocak 2015 Pazartesi

TAVA BÖREĞİ...Sıcak-sıcak...Tazecik...

İstanbul bir haftadır buz gibi soğuk. Yağmurlu günlerde yürüyüşe çıkamadığım için hafta başında yağmur kesilince yürüyüşe çıkmıştım da hissettiğim dondurucu soğuğu Merhamet...İçimizi Isıtanlar başlıklı yazımda anlatmıştım. Zaten, meteoroloji raporuna göre İstanbul'a kar yağması bekleniyordu. Tempolu yürüyüşümü tamamladıktan sonra dönüşe geçtim. Yürürken bir yandan günlük mutfak alışverişi ile kar yağması ihtimaline karşı tedbir için almam gerekenleri kafamda listelendiriyordum.



Günlük alışverişlerimde liste hazırlamak gibi bir alışkanlığım hiçbir zaman olmadı. Her zaman aklıma güvenmişimdir ama bazen aklımın bana oyun ettiğini düşünmüyor değilim. Mesela, mutfakdaki eksik bir malzeme için markete gidip, iki dolu poşet ile eve döndüğümde asıl ihtiyacım olanı almamış olduğum çok oldu.

9 Ocak 2015 Cuma

MERHAMET...İçimizi Isıtanlar...

Geçen hafta, yağmurlar sebebiyle aksattığım yürüyüş için dışarı çıktım. Havada yağmur yoktu ama insafsız bir soğuk vardı. Yün atkı, eldiven, manto ve çizmelerimle soğuğa karşı önlemimi almış yürüyordum. Boynum boğazım kapalı, yürüyüş sırasında artan vücud harareti ile üşümüyordum ama soğuk havayla temasta olan yüzümün soğuktan etkilendiğini hissettim. Hatta, çerçeveci dükkanının önünden geçerken göz attığım vitrindeki altın varaklı aynada kızarmış yanaklarımı görünce, utangaç genç kızların kızaran yanaklarına benzettim.




Kafamda iyi-kötü binbir düşünceyle bakınarak yürürken sol tarafımdaki apartmanın giriş katı dairesinin önünde bir adam, balkondaki kadından bir şeyler aldı ve oradan ayrılıp, yanım sıra yürümeye başladı. Bir elinde, içinde iki dilim kakaolu yaş pasta olan bir tabak, diğer elinde büyükçe, kulplu, dumanı üstünde bir kahve kupası tutuyordu. Ayaklarında lastik çizme, başında yün beresi ile sıkı giyindiği belli bu adamın yüzüne baktığımda mesut bir ifade gördüm. Ben de gayrı ihtiyari gülümsedim, duyurmaya çalışarak,
-Afiyet olsun, dedim.
Yüzündeki mesut ifade hafif bir gülümsemeye dönüşürken, başıyla selam vererek, teşekkür etti ve yoldan ayrılarak, sola doğru seğirtti.

2 Ocak 2015 Cuma

ÜZÜMLÜ KEK...Çekirdeksiz Siyah Kuru Üzümlü Kek...

Bilmemek değil de öğrenmemek ayıptır atasözünden ilhamla bilmediklerimi sormakta beis görmem. Şimdi de size soruyorum.
-Çekirdeksiz siyah kuru üzümün varlığından haberiniz var mıydı?
Çünkü ben, çekirdeksiz kuru üzüm olarak sadece sarı renkli ufak taneli üzümü tanırım. Bildiğim kadarıyla bu kuru üzüm İzmir'in çekirdeksiz üzümünün kurutulmuşudur. Küçük bir çocukken Leblebi-Üzüm ikilisini çok severdim. Ramazan gecelerinin sahur sofralarında da hoşaf olarak yerini alırdı. Şimdilerde ise kuru üzümü keklerimde kullanıyorum. Kuru üzüm, memleketimizin iktisadi durumuna ait ilk ve ortaokul yıllarından aklımda kalan kadim bilgiye göre Ege Bölgesinin başlıca ihraç ürünlerinden biriydi.




Gelelim çekirdeksiz siyah kuru üzüme. Aslında, önce çekirdekli siyah kuru üzümden bahsetmek lazım. Türk kadınlarında sıklıkla görülen kansızlık ve dolayısıyla halsizliğe çare olarak bilhassa kış aylarında tüketilmesi tavsiye edilen siyah üzümden istifade edebilmek için üzümün çekirdeğiyle birlikte tüketilmesi gerekiyor. Çekirdeğini çıkartıp atmak veya çiğnemeden yutmak gayreti içindeyseniz siyah üzümden herhangi bir yarar ummak beyhudedir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...