22 Nisan 2014 Salı

PORTAKALLI KEK...Portakal Kokulu, Yumuşacık...

Son kalan portakallar dedik, reçelini kaynattık. Canımız tatlı çekti dedik muhallebinin üzerine sosunu yaptık. Daha nesi kaldı diye düşünürken son defa portakallı kek pişirmeye karar verdim. Son defa diyorum zira bu kış pişirdiğim kekin haddi hesabı yok. Öğleden önce kahveyle birlikte ara öğün olarak veya bilhassa ikindi çaylarının yanına bir dilim kek yakışıyor. Değişik malzemelerle, değişik lezzette kek pişirmek gerçekten çok hoşuma gidiyor ve severek yapıyorum ama bir de bıkkınlık denilen bir gerçek var.




Kış bitti, günler uzadı güneş her gün olmasa da yüzünü gösteriyor, yani bahar geldi. Kış mevsimi boyunca düzenli yaptığım bir çok şey de benim için bitti. Yeni gelen mevsimle beraber yeni şeyler yapma zamanı. Son defa olarak pişirmeye karar verdiğim Portakallı Kek, yumuşacık bir kek. Öyle yumuşak ki; kek hamurunun tam olarak pişmediğini zannediyorsunuz. İlk gün bu yumuşaklık pek hoşuma gitmedi ama bir gün dinlendikten sonra ertesi gün tadına baktığımda kek bambaşkaydı.

19 Nisan 2014 Cumartesi

PATATES SALATASI...Hardal Soslu...

Patatesi sevmeyen var mı?


Belki de vardır,  hiç bilemeyiz. Bizim için çok lezzetli olan bir çok yiyeceği bırakın sevmek, tabağında görmeye tahammül edemeyenler vardır. Et yemeyen çok insan olduğu gibi et sevip de sebzeyi yemekten saymayanlar da var. Sofrada çeşit çeşit mezeler isteyenlerin yanında menüdeki etli kurufasulyeyi gördükten sonra başka bir şey aramayan insanlar olduğu gibi. Dolayısıyla, damak tadı kişiye özel ve kendi zevkimize göre donattığımız sofralarımıza iltifat beklemek ne kadar doğrudur, düşünmek lazım!

15 Nisan 2014 Salı

DİŞ BUĞDAYI...Mutfakta Bahar Temizliği...

Bahar geldi. Yaz ise muzip bir çocuk gibi Bahar'ın arkasına saklanmış, bize göz kırpıyor. Yaz, güneş demek. Yaz, parlak güneş ışığı demek. Yaz bunu bildiği için saklandığı yerden çıkıp-çıkıp, birden üzerimize güneşin parlak ışıklarını ok gibi fırlatıyor. Biz de hemen aldanıp, telaşa kapılıyoruz. Kışlıkları kaldırmanın zamanı geldi, yazlık giysilerimiz ne durumda acaba? gibi düşünceler aklımızdan geçerken bir bulut yolluyor ki tüm hevesimiz kırılıyor. Böyle durumlarda Yaz'ın, Bahar'ın arkasına saklanmış kıs kıs güldüğünü görür gibi oluyorum.




Bahar'ın aldatıcı güneşine, bir açık bir kapalı günlerine kanmayan yoktur. Bilhassa sabah erken evden çıkıp, işine gidecek insanlar hiç bilemezler. Bu soğuk, sabah ayazı mıdır? Güneş çıkacak mı? Meteoroloji yağmur mu demişti? Binbir soru kafasında dönerken bilhassa kadınlar dolabın başında ne giyeceğini bilemez halde kalakalırlar.

13 Nisan 2014 Pazar

MANDIRA FİLOZOFU...Bir Lokma Bir Hırka...

Öğleden önce sabah matinesinde film izlemeyi oldum, olası severim. 11.00 matinesi bana çok cazip gelir. Hem bilet fiatları yarı yarıyadır, hem de zamandan tasarruf ederim. Eskiden sinema demek bir salon demek olduğu için bir matine olurdu. Şimdi öyle mi ya! 11.00, 11.30 ve 12.00 saatlerinde sabah matineleri var. Bütün kış sinemaya karşı mesafeli durduktan sonra bu sabah bana aniden bir ilham geldi. Gidip, şu Nuh Tufanı  filmini göreyim dedim. Gerçekten de çok istedim ve sırf bu film için olabildiğince hızlı hazırlanıp, evden çıktım.




Erken gelme ihtimalim çok düşük olduğu için duvardaki tanıtım afişlerine bakmaya hiç yeltenmeden girişde ellerinde el fenerleri ile bekleyen görevli gençlerin yanına yaklaştım. Görmek istediğim filmi söyledim. Maalesef film çoktan başlamış, bir sonraki gösterimi de öğleden sonraymış.

10 Nisan 2014 Perşembe

SADE KEK...İkram Kültürümüz...

Tedbirli olmak arzu ettiğimiz bir şeydir ama bunun her zaman mümkün olmadığını da bilenlerdeniz. Dünya hali diye bir şey vardır. Bazen, herhangi bir sebeple evlerde telaş yaşanır. Böyle günlerde, derin dondurucuda sakladığınız ürünleri birer ikişer ortaya çıkarır, "Zaten, bu günler için pişirip, kotarmıştım, işe yaradılar, bu telaş içinde yemek pişirmekle uğraşmadık" dersiniz.




Yapıp ettiklerinin işe yarıyor olması, zor günlerinde imdada yetişmesi hoşuna gider. Gider de tam o günlerden bir gün yani dolabında hiçbir şeyin kalmadığı günlerde bir arkadaşın geliyorum derse ne yaparsın. Caddenin karşısındaki pastahanede su böreğini çok güzel yapıyorlar, minik ekler pastalardan da alırım, çay da demledim mi; Oh! ne güzel, diyemiyoruz. Çünkü, ikramlarımızın kendi ellerimizle pişirdiğimizden, el emeği olması bekleniyor.

7 Nisan 2014 Pazartesi

KEDİ DİLİ TATLISI...Üzeri Sapsarı Portakal Kaplı...

Her mevsim sonu hüzünlü oluyorum. Kış mevsimine bayılmıyorum ama gidişine de sevinmiyorum. Aslında, kış demek soğuk demek, karanlık demek. Yağmur bulutlarının kapadığı havaların hüznü, şakır şakır yağan yağmurda zorlaşan şehir hayatı, kar, rüzgar, fırtına ve kısalan günler demek. Zordur kış mevsimi. Ancak, bir yandan da kış günleri yaklaşırken gizliden gizliye seviniriz. Yaz aylarında her biri bir tarafa dağılmış aile bireylerini, dostları ve arkadaşları kış mevsimi tekrar bir araya getirir. İşyerlerinde tüm yaz mevsimi eksik çalışan kadro kışın tamamlanır.




Hep derim ya! iyi ki baharlar var. İlkbahar ve sonbahar, bizi esas mevsime hazırlayan geçiş dönemleri. Eğer bahar ayları olmasa idi, hiçbir canlı bu mevsim değişikliklerine uyum sağlayamaz, ruh ve beden sağlıklarını koruyamazlardı. Yaz boyunca özlediğimiz sevdiklerimizle bir arada olmak için kışı istedik ve yaşadık. Şimdi ise kış görevini tamamlamış olarak gitmek istiyor. Çünkü, toprak altında bekleyen tohumlar boy vermek, çiçeklenen ağaçlar meyveye durmak için güneşi bekliyorlar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...