31 Aralık 2014 Çarşamba

MUTLU YILLAR!


Acısıyla, tatlısıyla bir yılı daha geride bırakıyoruz. Yılın son günleri herkes için heyecan vericidir. Bakmayın siz "Yeni yıl da neymiş" diyenlere. Onlar, olaylara dar çevre ve dar çerçeveden bakan insanlar. Çünkü, insanlık tarihinde takvim kullanılmadığı zamanlarda bile yeni yıl kutlamaları yapılmıştır. 




İnsanlar değişen mevsimleri takip ederek tabiatın uyandığı bahar aylarını şenliklerle kutlamışlar. Yeni mevsimin toplumlarına bereket getirmesi için adaklar yapıp, zengin sofralarda yiyeceklerini birbirleriyle paylaşmışlar.

24 Aralık 2014 Çarşamba

YAĞMUR "KIYAMET ÇİÇEĞİ" Çernobil...Trabzonspor...Kazım Koyuncu...

Her yıl kış mevsiminin başında en az haftada bir kere sinemaya gitmeye ahdederim. Ancak, benim planlarım çoğu zaman suya düşer. Sorumluluklar ve görevler nedeniyle gidemediğim olduğu gibi bazen de nedensiz, üzerime bir tembellik çöker ve sinemaya gitmeye üşenirim. Bu hafta şeytanın bacağını kırdım ve kahvaltıdan sonra ani bir kararla hızlıca evi toparlayıp, giyinip adeta kendimi dışarıya attım. Oh be! dünya varmış. Çok erken değil ama yine de hâlâ sabah sayılırdı. Taze ve soğuk hava beni kendime getirdi. Keşke, bu saatlerde hep dışarıya çıkabilsem.




Biz pek farkında olmayız ama sinemalardaki filmler, adeta varolma savaşı verirler. Gişe yapamayan filmlerin vizyonda kalma şansları yoktur. Anlayacağınız, bu acımasız bir yarıştır ve kimsenin gözünün yaşına bakılmaz. Yeni filmler her hafta, ekseriya cuma günleri vizyona giriyorlar. Ben de seçtiğim birini izlemek üzere, ya hemen ya da bir kaç gün içerisinde sinemanın yolunu tutarım. Bazen de aile içinde veya arkadaş ortamında o günlerde sözü edilen bir film varsa kararlaştırılır ve topluca sinemaya gidilir. Yalnız başına gidildiğinde filmin içine girmek, kendini filme vermek daha kolay olsa da grup olarak gitmenin de ayrı bir lezzeti vardır.

13 Aralık 2014 Cumartesi

AŞK YOKTU...Anneler ve Kızları...

Pazar günü tüm ev halkı ile birlikte keyifli bir sabah kahvaltısının ardından uzun uzadıya yaptığım gazete mütaalasından sonra üzerimdeki miskinliği atabilmek için şöyle bol köpüklü, okkalı bir kahvenin hayalini kuruyordum ki; kahvenin o mis gibi kokusu bulunduğum odaya kadar geldi.
Annem, elindeki tepside iki fincan kahve ile odamın kapısında belirmişti bile.
-Ne zamandır fırsat olmadı, akşamları da yorgun geliyorsun. Ana-kız başbaşa bir kahve içelim, dedi.
Ben bu ana-kız kahve içmenin ne manaya geldiğini biliyorum da hangi konuda sigaya çekileceğimi bir anda kestiremedim.




Kahvesinden ilk yudumunu alan annem, fincanı sehpanın üzerine bırakırken,
-Hiç anlatmıyorsun, dedi.
-Neyi anne, dedim. Hakikaten anlamamıştım.
-Neyi olacak, şu ayrıldık dediğin erkek arkadaşını. Hani evlilik düşündüğünüzü söylemiştin de ben de hayal kurmaya başlamıştım.
-...
-Beni yine hayalkırıklığına uğrattın be kızım. Bari ayrılık sebebini söyle, bilmek hakkım değil mi?

Annemi dinlerken bir yandan hafızamı yokladım ve olsa olsa üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen annemin bahsettiği o ayrılık gecesinin de ayrıldığım adamın da aklımdan çıkmış olduğunu farkettim. Anneme ne söyleyeceğimi bilemedim. O geceyi olduğu gibi anlatmaya karar verdim.

6 Aralık 2014 Cumartesi

ESKİ SEVGİLİ...Anneler ve Kızları...

Öğle tatilinde yemekten sonra çıktığım alışverişlerde zaman nasıl geçer hiç anlamamışımdır. O gün de mesai saatinden önce masamda olabilmek için merdivenleri hızla, nefes nefese çıkıp kendimi koltuğa bırakırken karşımda beliriverdi. Gözleriyle gülen o aşina yüzü görünce içimde bir sevinç duydum. Yüreğim heyecanla hopladı ama aynı anda da bir hafta önceki ayrılık gecesini hatırladım. Tuhaf bir durum vardı ortada ama etrafa karşı doğal görünmek için heyecanımı bastırarak,
-Hoş geldin, dedim.
Sakin olmaya çalışarak, elimle misafir koltuğunu gösterdim.




Gelişine hiçbir mana verememiştim. Kendime mal etmek yanlış olur diye düşündüm. Bir hafta önce geçici bir süre için ayrı kalmamız gerektiğini söylemiş, benden anlayış göstermemi istemişti. Madem ki bir müddet ayrı kalmamızda yarar vardı ve bu konuda mutabakata varmıştık bir haftada ne değişmişti. Benim için, daha doğrusu bizim için gelmiş olamayacağına karar verdim.

5 Aralık 2014 Cuma

UYKU BAZEN KAÇIŞTIR...Anneler ve Kızları...

Nihayet yatağımdayım. Başım ağrıyor. Aklım karışık. Ne düşüneceğimi hiç bilmiyorum. Belki de düşünecek bir şey yoktur. Üzgün değilim. Hafif bir kalp kırıklığı olabilir ama bir rahatlama da hissediyorum. Belki de bir kaç haftadır üzerimdeki baskının beklemediğim bir şekilde bitmesindendir. Madem düşünecek bir şey yok, kafamın içi neden arı kovanı gibi uğulduyor. Yorganı başıma kadar çekiyorum. Yatağın içinde kaybolmak istiyorum. Biraz uyusam. Uyku bana iyi gelecek. 






-Önemli, buluşalım, dedi. Randevuyu öğrenen anneciğim kafasında neler kurdu, neler düşündü ise akşam beni kapıdan yolcu ederken pek heyecanlıydı. Üstümü-başımı inceledikten sonra- "Güle güle git. Hayırlı haberlerini bekliyorum" dedi.

4 Aralık 2014 Perşembe

AYRILIK...Anneler ve Kızları...

Pencerenin önündeydi. Gecenin karanlığına gözleri alışınca, yolun karşısında park etmiş arabayı gördü. Şansına bu gece ay vardı. Gecenin karanlığını az da olsa dağıtan ay ışığında arabanın ön koltuklarında iki kişinin oturduğu farkediliyordu. Bunlar, bir çiftti. Sakin görünüyorlardı, kavga ediyormuş gibi bir halleri yoktu. Erkek bir şeyler anlatıyordu. Genç kadın durgundu, söylenenleri çaresizce kabullenmiş gibi biraz önce dik duran başını hafifçe eğip yavaşça adamın omuzuna bıraktı. Bu teslimiyet belli ki adamın hoşuna gitti. Parmaklarını kadının saçları arasında dolaştırırken, yandan görünen yüzünde coşkudan uzak, yumuşak bir ifade vardı. 






Arabada oturan çifte olanca dikkatini vermiş olan penceredeki kadın birden suçüstü yakalanmış gibi irkildi. Arabadaki genç kadın erkeğin yanağına ufak bir öpücük kondurduktan sonra onu saran kollarının arasından sıyrılmış arabadan iniyordu.

29 Kasım 2014 Cumartesi

CEHALET...Cahilliğin Karanlığında...

Bir çoğunuz gibi benim de Facebook'da kişisel bir hesabım var. Bende herkes gibi paylaşılan bilgi, haber veya fotoğraflardan ilgimi çeken olursa yorum yapmak istiyorum ve ister istemez diğer yorumları da okuyorum. Ve çoğu zaman öylesine dehşet içerisinde kalıyorum ki kendimi o kişilerin arasında görmek zül geliyor. Beni insanlardan soğuttukları gibi geleceğe dönük ümitlerimi de söndürüyorlar. Çünkü, kimse kimsenin fikrine saygı duymuyor. Herkesin kendi zat-ı alileri gibi düşünmesini istiyorlar. En iyisini, en doğrusunu kendilerinin bildiğine inanmışlar, adeta iman etmişler.




Anlıyorum ki; sosyal ağlarda paylaşılanlar kendi bildiğimiz ve bellediğimiz fikirlerin dışında ise bize ters geliyor ve aklımız almıyor. Aklımız almadığı için de okuduklarımızı düşünüp, tartıp, eğrisi-doğrusuyla bir yere oturtamıyoruz. Dolayısıyla, bize ters gelen hiçbir paylaşımı olgunlukla karşılayamıyoruz ve hiç düşünmeden hücum ediyoruz. Hem de binbir hakaretle.

13 Kasım 2014 Perşembe

ACIKA...Sür Ekmeğine Bolca...

Hey gidi günler hey! Eskiden ev hanımlarının kabul günleri olurdu. Ne kadar eskiden diye sorarsanız; kabaca bir hesapla 70'li yılların başlarından itibaren 80'li yılların sonlarına kadar hanımlar, ayda bir gün misafirlerini evde kabul ederlerdi. Annemi hatırlıyorum da kabul gününe bir hafta kala evin içinde deyim yerindeyse pala çalardı. Zannedersiniz ki; annem misafir bekleyen bir ev hanımı değil de; Ankara'dan müfettiş bekleyen bir daire başkanıydı sanki.




Kıyı-bucak evin her yeri temizlendikten sonra kabul gününden iki gün önce, zeytinyağlı yaprak sarmaları ile ikramlıkların yapılmasına başlanırdı. Annemin kabul günü her ayın ikinci cumartesisiydi. Misafirlerin arasında çalışan hanım yoktu ama kabul gününü benim tatil günüme denk getirmişti. Annem, bütün hafta sabırsızlıkla beklediğim cumartesi gününde misafirlerine hizmet etmemi beklerdi. Amma ve lâkin benim içimde hiçbir zaman böyle bir arzu doğmadı.

10 Kasım 2014 Pazartesi

10 KASIM'da MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ü Anıyoruz...




Ölüm Allah'ın emri ve takdiridir, ondan kaçış yoktur. Ancak, ölüm sadece bedenlerimiz için geçerlidir. Ruhlar ölmez ve onlar anıldıkça bu dünyada da yaşamaya devam ederler. Hele ki; bir milletin en zor günlerinde ordusunu yeniden kurmuş, işgalcileri ülkeden kovmuş, yepyeni bir devlet kurmuş, davranış ve sözleriyle ışık olmuş bir lider, milletiyle ilelebet yaşayacaktır. 


Bizim için o lider MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR. Benim inancım odur ki; Atatürk, Türk Milletinin yeryüzünde daima var olması için Allah(c.c) tarafından seçilmiş ve gönderilmiştir.

Bunun için ne kadar şükretsek azdır!




3 Kasım 2014 Pazartesi

SÜTLÜ TATLI...Kakaolu Sosla Kaplı...

Bizim evde yazın sütlü tatlılar pişirilir, havalar soğuyup kış geldiğinde şerbetli tatlılar sıraya girerdi. Daha sonra ne olduysa oldu mutfağımızda üç beyaz zehir bulunduğunu öğrendik. Korktuk, önce tuzu azalttık, sofralardan tuzlukları kaldırdık. İkinci zehir olan unu ve unlu gıda olarak başroldeki ekmeğin beyaz olanını terkettik, tam buğday olanını da azalttık.




Gelelim üçüncü zehire. Üçüncü zehir şekermiş! Bildiğimiz şeker. İnsanın inanası gelmiyor. Masum bir insanın cinayetle suçlanması gibi bir şey. Adı üzerinde şeker. İyi huylu bir arkadaşımızı anlatmak için şeker gibi deriz. Tatlı dil vardır, yılanı deliğinden çıkarır.  Hem de bırakın şerbetli hamur tatlılarını çayıma kattığım şekeri, beş çayının yanındaki pastayı, dondurmayı, lokumu bile unutmamı istiyorlar. Ben de cevaben; söylediğinizi kulağınız duyuyor mu? diyorum.

27 Ekim 2014 Pazartesi

İNCİR REÇELİ 2...Ölüler Aldatılmaz...

Bodrum denizinin kıyıya vuran dalgalarını izlerken film bitiverdi. Filmi izlediğim sinema bir AVM de olduğu için çıkışta bir iki mağaza gezerim diye düşünmüştüm. Düşündüğüm gibi de yaptım ve ilk gördüğüm mağazaya girdim ama girmemle çıkmam bir oldu. Dünyevi-maddi ihtiyaçlar orada, o anda çok manasız geldi. Film boyunca hissettirilen aşk, ölüm, yas, acı, keder, yaralanmış kalplerin feryadıyla ben baştan-ayağa aşk olmuşum, aşk dolmuşum meğer.




Malum, film eleştirmeni değilim. Sadece sinemaya gidip, beyaz perdede film seyretmeyi seviyorum. Etkisinden kurtulamadığım filmleri de bloğumda paylaşıyorum. Eleştirmen olmadığım için bir film kısaca nasıl anlatılır bilmem. Bana kalsa filmi kare kare anlatırım. Her şeyin ilki varmış diyelim ve filmi anlatmaya başlayalım.

23 Ekim 2014 Perşembe

YOL...AMY BLOOM...Bir Kadının Kızıyla İmtihanı...

Bu yaz başında, tatilde okumak üzere dört tane kitap almıştım. O dört kitaptan biri olan Leyla'nın Evi'ni sabredemeyip hemen okumuş, bitirivermiştim de sıcağı sıcağına bloğumda da paylaşmıştım. Kalan diğer üç kitaptan biri Türk Edebiyat Tarihinin önemli yazarlarından Ahmet Mithat Efendi'ye ait, diğeri Afganistan asıllı Khaled Hosseini'nin, sonuncusu ise Amerikalı bir yazarın romanıydı.




Yazlığa yerleştikten sonra okumak üzere kitaplardan birini seçmem gerektiğinde biraz zorlandığımı itiraf edeyim. Çünkü, üç kitap da okumak için can attığım, onca kitap içinden bilerek ve isteyerek seçtiğim kitaplardı. Kitapları seçerken herkes gibi benim de bazı kriterlerim vardır. Mesela, daha önce bir-iki kitabını okumuş ve beğenmiş olduğum bir yazarın yeni kitabını okumak isterim. Veya tamamen merak saikiyle, adını duyduğum ama hiç okumadığım bir yazarı tanımak için veya konusu ilgimi çeken bir kitabı yazarını tanımasam da tercih edebilirim.

22 Ekim 2014 Çarşamba

PREMİO DARDOS ÖDÜLÜ...15 Blogger Arkadaşıma gönderiyorum...

Mimlenmek, blogger dünyasının bir gerçeği ama bazen mimlere cevap vermek benim gibi bloğuna fazla vakit ayıramayanlar için büsbütün zor. Vaktinde cevap veremediğim için mahcup olduğum arkadaşlarım var. Geçen gün değerli blogger arkadaşım Sevda Şen Ürgev'in, Sevda'nın Sokağı isimli bloğuna gönderilen premio Dardos ödülünün ( Ödül hakkında herhangi bir bilgi yok. İsminden anladığım kadarıyla İspanyol blogger'ların bir ürünü olsa gerek.) şartları gereği seçtiği 15 arkadaşının arasında benim ismimi de zikretmiş.




Benim için hoş bir sürpriz oldu, sevindim. Ödülü aldım, kabul ettim ama tüm diğer mimler gibi şartları var.

Premio Dardos Ödülü kuralları:

Ödülün fotoğrafını paylaşmak

Ödülü veren bloğun bağlantısını paylaşmak

15 bloğa bu ödülü dağıtmak

16 Ekim 2014 Perşembe

ÜÇ YUFKA BÖREĞİ...Sofraların Klasiği...

İnternet çıktı ihtiyacımız olan tüm bilgiler -bir tık- elimizin altında. Bilgi iyi bir şey ama fazlası bazen kafa karışıklığı yaratabiliyor. Geçen gün eve dönerken yufkacıdan üç yufka almıştım. Acil durumlar için dolabımın dondurucu bölümünde saklamak üzere börek hazırlamayı düşünüyordum. Zannedilmesin ki; boğazına düşkün, her daim yemek-içmek düşünen bir insanım. Ben sadece tedbirli olmayı seviyorum.




Malum, milletimizin misafirperverliği dünyaca ünlüdür. Çat kapı gelen misafirler için bile börekli-çörekli çay sofraları kurmak isteriz. Günümüzde haber vermeden ev ziyaretleri yapılmıyor hatta anne-babaların bile evladının evine habersiz gidemediği zamanlardayız ama geceden veya sabah vakti bir telefonla geliyoruz diyen akraba ve arkadaşlarımız için sofra hazırlığı, tedbirli değilseniz biraz zor olabilir.

6 Ekim 2014 Pazartesi

SÜT ŞERBETLİ KEK...Bayram Tatlısı...

Ailemizin mutfak kültüründe tatlı çok önemli bir yer tutar. Günlük yemek soframızda bizim için çorba ne kadar elzem ise tatlı da o derece önemli sayılır. Hiçbir şey yapılmasa bile en azından hazır alınmış tahin helvası ortaya gelir. Gerçi, tahin helvasının bir ayrıcalığı vardır ki; evde balık yapılacaksa tahin helvasından başka bir tatlı da zaten düşünülmez.




Misafir davet edildiğinde de hazırlanacak menüde en önemli konu yapılacak tatlıya karar vermektir. Bilhassa davet sofralarında ana yemek önemli gibi görünse de aslında yemek başlangıcı olan çorba ve yemeğin sonunda ortaya getirilecek tatlı çok daha önemlidir. Çorba, giriş yemeği olarak aç midelere ilaç gibi gelmeli, tatlı da yemeğin sonunda tok midelere bile hitap edecek görsel zenginliğe sahip olmalı. Davet sofralarında bir tane de değil, en az iki çeşit tatlı hazırlanır. Biri ağır tatlı dediğimiz şerbetli tatlı diğeri daha hafif olan sütlü tatlı olmalı ki; hem tatlıya doyalım hem de fazla tatlı sevmeyenler veya yiyemeyenler için alternatif yaratalım.

24 Eylül 2014 Çarşamba

ZERDE...Zerdeçal...Hafif Tatlı...

Bana göre tatlıların mevsimleri var. Veyahut şöyle ifade edeyim; tatlıların mevsimleri olmalı. Çünkü, tatlı dediğimiz yiyecekler çeşit çeşit ama asli malzemesi şeker. Şeker ise vücudumuzun ısısını yükseltir ve dolayısıyla eğer sıcak bir mevsimde tatlı yersek havanın sıcaklığını daha fazla hissederiz. Oysa ki; sıcak günlerde vücut ısımızı düşürecek yiyecek ve içecekleri tercih etmemiz gerekir. Burada anlatmak istediğim yaz sıcaklarıyla başetmenin yollarını aramak değil aslında sadece, vazgeçemediğimiz tatlılarımızı uygun mevsimlerde tüketmenin önemini vurgulamak.


 

Daha önceki yazılarımda da bahsetmişimdir bizim evde yaz mevsiminde tatlı yerine meyveleri tercih ederiz. Çünkü, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar farklı lezzetli meyve çeşidine sahip bir ülke yoktur herhalde. Ağustos güneşi ile ballanmış incirler, üzümler, şeftaliler varken ayrıca tatlı aranmak ne derece doğrudur!

27 Ağustos 2014 Çarşamba

BİLMEK YETMEZ UYGULAMAK GEREK...

Bilgi çağını yaşayan ülkelerden geri kalmamak ve o dünyanın bir parçası olmak adına bilginin öneminden bahsediyoruz ama bilgi sahibi olmanın yani bir şeyi bilmenin yeterli olup,olmadığını sorgulamıyoruz. Halbuki, çok konuda bilgi tek başına hiçbir işe yaramıyor. Çünkü, bilgiyi kullanmak gerekiyor. Kullanılmayan, uygulanmayan, hayata geçirilmeyen, içselleştirmemiş bilgi sırtımızda boşuna taşıdığımız bir yüke benziyor. Sadece boş yük değil, bildiklerimizi uygulamıyorsak o bilgi bize hem vebal yükler, hem de vicdanımızı kanatır.


Aileden, okullardan ve yakın çevremizden aldığımız eğitimden sonra internet, sosyal ağlar ve diğer iletişim araçları vasıtasıyla edindiğimiz bilgilerle hepimiz çok şey biliyoruz. Evren, dünya, doğa, insan hakkında çok fazla bilgiye sahibiz. Uzman olmadığımız konularda bile bir fikrimiz var. Her gün yazılı ve görsel basında, sosyal ağlarda bir yığın haber ve bilgi bombardımanına tutuluyoruz. Sağlık, hijyen, beslenme, diyet, çevre, doğa, hayvanlar ve bitkiler...gibi pek çok konuda uzmanlardan bilgi ediniyoruz.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

BİLGİ ve İLİM SAHİBİ OLMAK...Ne İçin?

Yüzyıllar içerisinde rönesansı yaşayan, burjuva sınıfını yaratan, fabrikaları kurup, işçi-sendika-patron üçgeninde çalışma hayatını kanunlarla düzenleyerek sanayi devrimini gerçekleştiren ve tüm bunların toplamında gelişmiş ülkeler olarak dünyayı etkileyen ve doğal olarak da gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskı kurabilen ülkeler şimdi de (Bilgi Çağını) başlattılar. Bahsi geçen bilgi tabii ki; ülkelerinin ve dolayısıyla da insanlarının daha da zenginleşmesini sağlamak ve güçlerine güç katmak için.




Halbuki, bizim kültürümüzde bilginin yeri çok daha başkadır. Biz bilgiyi maddi zenginlik için değil, tam tersine insanın tekamülü için gerekli görürüz. Çünkü, bilenle bilmeyen bir olur mu? diye soran bir inanışa sahibiz. İnsanı insan yapan meziyetlere bilgiyle sahip olunacağına inanırız. İnsanın, yaradılıştan sahip olduğu meziyetler ve kabiliyetlerin eğitimle terbiye edileceğine inanırız.

26 Temmuz 2014 Cumartesi

KUŞ ÜZÜMLÜ KEK...Üzümler Garip Kalmasın Diye...

Bu blogda çeşitli zamanlarda bir çok kek tarifi paylaştım. Keklerde genellikle çeşitli meyveler ve kuruyemişler kullanırım. Meyve tabağında sona kalmış elmalar ile elmalı kek, portakalın suyu ile portakal kokulu kek yaptım. Her defasında gayem kek yapmaktı. Çünkü, çay sofralarında börek ve salatadan sonra mutlaka yaş pasta ya da herhangi bir çeşit kek gerekiyor. Yaş pasta daha ziyade doğumgünü kutlamalarında tercih edildiği için çay sofralarında kek yeterli oluyor. Diğer kültürleri bilmiyorum ama bizim kültürümüzde tatlının yeri cümlenin sonundaki nokta gibidir. Tatlı tabakları gelmeden yemek bitmez.



Bir tarihte, kurabiye kolay geliyordu. Tatlı, tuzlu kurabiyeleri büyük bir zevkle yapardım. En sevdiğim de kurabiye hamurunu yoğurmaktı. Kurabiyelerin mükemmel olması için hamurunun çok iyi yoğrulması gerekir. Ne olduysa oldu ben kurabiye pişirmeyi bıraktım. Hatta, onlarla tek tek nasıl uğraşıyormuşum diye şaşırıyorum.

18 Temmuz 2014 Cuma

ZEYTİNYAĞLI BİBER DOLMASI...Özel Sofraların Olmazsa Olmazı...

Özel günlerde ailece toplandığımız sofralar için menü hazırlamak bazen zor olur. Çünkü, davetliler yakınlarımız olduğu için onların yemek zevklerini biliriz. Hangi yiyecekleri severler veya sevmezler bildiğimiz için menüyü ona göre hazırlamaya özen gösteririz hatta zorunda kalırız. Kardeşler arasında bile ortak bir yemek zevki olamazken, kuzenler ve yeğenler arasında olmasını beklemek mümkün değil elbette.


Diğer misafirlerimiz için hazırladığımız sofralar onlara verdiğimiz değeri göstermek bakımından önemlidir ama en azından ufak detaylara takılmadığımız için ortalama bir menü hazırlamak bizi fazla zorlamaz. Ailelerin özel günlerinde kurulan sofralarda, bazen kişilere özel yemek yapıldığı gibi ninesiyle, torunuyla gencinden yaşlısına her yaş grubundan aile bireyinin bilhassa yaşlılarda mevcut olabilecek rahatsızlıkları da gözönünde bulundurmak gerekiyor. Bütün bunlar, aslında aile sıcaklığını hissetmenin bedeli olsa gerek.

15 Temmuz 2014 Salı

Girne Amerikan Üniversitesi ile Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de oku!

Kazandıkları ÖSYM bursları ile GAÜ’ye yerleşen öğrenciler, Girne Amerikan Üniversitesi’nin yurtdışı yerleşkelerinde aynı burslarla ve ek ücret ödemeden programlarıyla uyumlu dersler yada ELA’da (English Language Academy) İngilizce dil eğitimi alıyor; geri döndüklerinde ise yurtdışında aldıkları dersleri GAÜ programlarındaki ders yükümlülükleri yerine saydırarak eğitimlerine devam edebiliyorlar.
Eğitimde 30 Yıl...
Geçtiğimiz günlerde görkemli bir törenle 30. Onur Yılı’nı kutlayan Girne Amerikan Üniversitesi için bu sene oldukça özel bir yıl. GAÜ, 2014-2015 Akademik Yılında tam 2260 yeni öğrencisine 7 yıl boyunca kesintisiz ÖSYM Bursu verecek.
GAÜ sosyal ağlarda da çok aktif; bu sene tercih dönemi boyunca facebook.com/girneamerican üzerinden tüm kampüsler ve öğrenci hayatı ile ilgili herşeyi paylaşıyorlar ve tüm sorulara resmi sayfa üzerinden cevap veriyorlar. Twitter takipcilerini de unutmamışlar @girneamerican üzerinden en güncel paylaşımları takip edebilirsiniz.


GAÜ, şu anda küresel dünyanın yükselen meslekleri Denizcilik, Havacılık, Sahne Sanatları, Hukuk, İleri Mühendislik Disiplinleri, Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimarlık, Uluslararası İşletme, Uluslararası İlişkiler, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Türkçe Hukuk, Çin Dili ve Edebiyatı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Sınıf Öğretmenliği, Sağlık Yönetimi, Ergoterapi, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Ebelik, İnşaat Mühendisliği ve Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmeciliği, Pilotaj gibi programları barındıran; 9 Fakülte, 6 Yüksekokul, 2 Enstitü ve  2 Meslek Yüksekokulu’nda olmak üzere , 69 Lisans 21 Önlisans 48 Yükseklisans ve 17 Doktora programı sunmakta.
GAÜ’den saygın dünya üniversiteleri ile akademik işbirliği ve değişim programları fırsatı!
Girne Amerikan Üniversitesi, kampüsleri ve 200’ü aşkın dünya üniversitesiyle sürdürdüğü öğrenci değişim programları kapsamında, öğrencilerine yaşam boyu hatırlayacakları deneyimlerin kapılarını açmakta.

13 Temmuz 2014 Pazar

KIŞ UYKUSU...NURİ BİLGE CEYLAN...Yazlığa Göç Hazırlığı...

Doğadaki bazı bitki ve hayvanlar, sert hava koşullarından korunmak için kışın uykuya yatarlar. Onların bu içgüdüsel davranışları yani Kış Uykusu, aynı zamanda bir tabirdir ve kendiyle meşgul, çevresindeki olan bitene tepki vermeyen, kayıtsız ve duyarsız insanların davranışları için kullanılır. Ama neticede; KIŞ UYKUSU'DA BİR UYKUDUR VE ER-GEÇ UYANILACAKTIR.


Bu yıl malûm, bahar yağmurları Haziran ayına sarktı. Bazı özel işlerimiz de olduğu için hele bir havalar düzelsin dedik ve yazlığa gidiş tarihimizi akışına bıraktık. Yazlık yerlerde arzu edilmeyen pek çok şey vardır; gürültücü komşular ve haftasonu kalabalığı...gibi. Bir de yağmurlu havalar istenmez yazlık yerlerde. Çünkü, oralarda hayat yüzmeye ve güneşlenmeye endekslidir. Yazlık yerlerin olmazsa olmazı güneş bulutların arkasına saklandığı zaman, üstüne üstlük bir de gökler yarılır gibi gümbür gümbür gürültülerin ardından fıçılardan boşalır gibi yağan yağmurda herkes ister istemez evine çekilir. Bahçelerin, balkonların, terasların yağmura teslim olduğu evlerde can sıkıntısı başroldedir.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

YAZLIK EV... Her Nimet Bir Külfet Karşılığıdır!

İkinci ev diye de tanımlanan Yazlık Evler, yaz mevsimi boyunca ailece ikamet edilecek, gerekirse yatılı misafir ağırlanacak bahçeli, verandalı veya teraslı, yeşillikler, çiçekler içinde ferah evlerdir. İnsanlar, dinlenmek için şehir dışında, tabiatla içiçe olabilecekleri, hayatın daha yavaş aktığı, sessizliğin hakim olduğu yerlerde bir ev alıp, başlarını dinlemek isterler.


Yazlık ev sahibi olmak son zamanlarda yaygınlaşmış olabilir ama aslında bu kültürün tarihi çok eskilere dayanır. Memleketimizin her yerinde yaz evleri kullanılmıştır. Bugün yaz tatili için gidilen Akdeniz sahillerinin yerli halkı, yaz mevsimini yayladaki evlerinde geçirirlerdi. İstanbul'daki yazlık ev kültürü de çok eskilere dayanır. İstanbul şehri esas itibarıyla -Tarihi Yarımada- denilen Sultanahmet, Beyazıt, Fatih, Eminönü ile -Galata- denilen Karaköy ile -Pera- denilen Beyoğlu, Taksim ve Şişli'ye kadar olan bölgeden ibaretti. Bu semtlerde yaşayan aileler, yaz aylarının gelmesi ile birlikte Boğaz kıyılarında, Çamlıca tepelerinde, Bostancı, Moda, Maltepe sahilleri ile Göztepe'de bulunan yazlık köşk, kasır, yalı veya konaklarına göç ederlerdi.

4 Haziran 2014 Çarşamba

LEYLA'NIN EVİ... ZÜLFÜ LİVANELİ...

Her yıl olduğu gibi bu yıl da adetim olduğu üzre, yazlığa giderken yeni kitaplar satın almanın zamanı geldi. Uzun yaz günlerinde, evin serin bir köşesinde dinlenmeye çekildiğim saatlerde kitap okumak en sevdiğim şey. Eski yıllarda, deniz kenarında kumda okumak için kitap seçerdim. Böyle olunca, az sayfalı, eğlenceli veya en azından beni derin düşüncelere sevketmeyecek kitaplara yönelirdim. O günlerden kalma abuk-sabuk bir kaç kitap hâlâ durur.


Bu yıl, bildiğim tanıdığım yazarlardan seçtiğim kitapların yanısıra kalemini hiç bilmediğim ama merak ettiğim yabancı birkaç yazarı da listeme ekledim. Eskiden yazlığa göç hazırlığından fırsat bulamadığım için son güne kaldığı olurdu bu kitap alış verişlerimin. Ama artık öylemi ya! Evimde, bilgisayarımın başında kitaplarımı seçtim, sepete attım ve siparişimi verdim. İki gün sonra kitap paketi elimdeydi.

13 Mayıs 2014 Salı

MADEN KAZALARI...Madencinin Kaderi...

Her gün olduğu gibi bu sabah da kahvaltıdan sonra bir fincan limonlu çay eşliğinde yaptığım gazete mütalaasında, gazetemin baş sayfadan itibaren makale, haber, köşe yazılarını okuya okuya spor sayfalarına kadar geldim. Ama aklım üçüncü sayfada okuduğum bir haber yazısında takılı kaldı. Haber ve yazıda bir anormallik yok aslında ama yine de bir türlü anlam veremediğim bir gizem gibi yazının içeriğinde beni mutlu eden bir şey vardı. Üçüncü sayfaya geri dönüp, haberin yazısını bir kere daha okudum.




Yazıda, TTK Kozlu Maden ocağında Gaz İzleme İstasyonu'nda göreve başlayan iki kadın maden teknikerinin haberini yapmışlar. 3 Mart 1992 yılındaki grizu patlamasında 263, 7 Ocak 2013 yılında ise ani metan gazı püskürmesinde 8 madencinin öldüğü Kozlu maden ocağında görevlendirilen genç kadın teknikerler; maden işçilerinin üretim yaptığı ocaktaki gelişmeleri, ani gaz yükselmelerini izleyip, acil durumlarda yeraltı ile haberleşmeyi sağlayarak olası can kayıplarını önlemeye çalışacaklarmış.

11 Mayıs 2014 Pazar

EN DEĞERLİ VARLIĞIMIZ ANNELERİMİZİN; Anneler Günü Kutlu Olsun!

Değişen hiçbir şey yok... 

Her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanan Anneler Günü için yazımın başlığına aldığım sözleri ilçe belediyesi bez afişlere yazdırıp, her yıl olduğu gibi ilçe merkezine giden caddelere yol boyunca belli aralıklarla astırmış. Geçen yıl bu afişlerin üzerimde bıraktığı etki üzerine hissettiklerimi anlattığım yazımdan sonra pek bir şey değiştiğini zannetmediğim için bu yıl da aynı afişleri görünce yazılanların anlamsızlığını hissedip, soruyorum; 




Yılda bir gün hatırladığınız annelerin, en değerli varlıklarımız olduğunu ilan etmeniz önemli değil. Önemli olan değerli olduklarına annelerin inanması. Aslolan onların kendilerini değerli hissetmeleri. Afişleri yazdıranların samimiyetinden şüphem yok. Annelerinin onlar için değerli olduğuna inanıyorum ama bildiğimiz, gördüğümüz, halinden haberdar olduğumuz bazı kadınlar adeta hepimize hesap soruyorlar.

22 Nisan 2014 Salı

PORTAKALLI KEK...Portakal Kokulu, Yumuşacık...

Son kalan portakallar dedik, reçelini kaynattık. Canımız tatlı çekti dedik muhallebinin üzerine sosunu yaptık. Daha nesi kaldı diye düşünürken son defa portakallı kek pişirmeye karar verdim. Son defa diyorum zira bu kış pişirdiğim kekin haddi hesabı yok. Öğleden önce kahveyle birlikte ara öğün olarak veya bilhassa ikindi çaylarının yanına bir dilim kek yakışıyor. Değişik malzemelerle, değişik lezzette kek pişirmek gerçekten çok hoşuma gidiyor ve severek yapıyorum ama bir de bıkkınlık denilen bir gerçek var.




Kış bitti, günler uzadı güneş her gün olmasa da yüzünü gösteriyor, yani bahar geldi. Kış mevsimi boyunca düzenli yaptığım bir çok şey de benim için bitti. Yeni gelen mevsimle beraber yeni şeyler yapma zamanı. Son defa olarak pişirmeye karar verdiğim Portakallı Kek, yumuşacık bir kek. Öyle yumuşak ki; kek hamurunun tam olarak pişmediğini zannediyorsunuz. İlk gün bu yumuşaklık pek hoşuma gitmedi ama bir gün dinlendikten sonra ertesi gün tadına baktığımda kek bambaşkaydı.

19 Nisan 2014 Cumartesi

PATATES SALATASI...Hardal Soslu...

Patatesi sevmeyen var mı?


Belki de vardır,  hiç bilemeyiz. Bizim için çok lezzetli olan bir çok yiyeceği bırakın sevmek, tabağında görmeye tahammül edemeyenler vardır. Et yemeyen çok insan olduğu gibi et sevip de sebzeyi yemekten saymayanlar da var. Sofrada çeşit çeşit mezeler isteyenlerin yanında menüdeki etli kurufasulyeyi gördükten sonra başka bir şey aramayan insanlar olduğu gibi. Dolayısıyla, damak tadı kişiye özel ve kendi zevkimize göre donattığımız sofralarımıza iltifat beklemek ne kadar doğrudur, düşünmek lazım!

15 Nisan 2014 Salı

DİŞ BUĞDAYI...Mutfakta Bahar Temizliği...

Bahar geldi. Yaz ise muzip bir çocuk gibi Bahar'ın arkasına saklanmış, bize göz kırpıyor. Yaz, güneş demek. Yaz, parlak güneş ışığı demek. Yaz bunu bildiği için saklandığı yerden çıkıp-çıkıp, birden üzerimize güneşin parlak ışıklarını ok gibi fırlatıyor. Biz de hemen aldanıp, telaşa kapılıyoruz. Kışlıkları kaldırmanın zamanı geldi, yazlık giysilerimiz ne durumda acaba? gibi düşünceler aklımızdan geçerken bir bulut yolluyor ki tüm hevesimiz kırılıyor. Böyle durumlarda Yaz'ın, Bahar'ın arkasına saklanmış kıs kıs güldüğünü görür gibi oluyorum.




Bahar'ın aldatıcı güneşine, bir açık bir kapalı günlerine kanmayan yoktur. Bilhassa sabah erken evden çıkıp, işine gidecek insanlar hiç bilemezler. Bu soğuk, sabah ayazı mıdır? Güneş çıkacak mı? Meteoroloji yağmur mu demişti? Binbir soru kafasında dönerken bilhassa kadınlar dolabın başında ne giyeceğini bilemez halde kalakalırlar.

13 Nisan 2014 Pazar

MANDIRA FİLOZOFU...Bir Lokma Bir Hırka...

Öğleden önce sabah matinesinde film izlemeyi oldum, olası severim. 11.00 matinesi bana çok cazip gelir. Hem bilet fiatları yarı yarıyadır, hem de zamandan tasarruf ederim. Eskiden sinema demek bir salon demek olduğu için bir matine olurdu. Şimdi öyle mi ya! 11.00, 11.30 ve 12.00 saatlerinde sabah matineleri var. Bütün kış sinemaya karşı mesafeli durduktan sonra bu sabah bana aniden bir ilham geldi. Gidip, şu Nuh Tufanı  filmini göreyim dedim. Gerçekten de çok istedim ve sırf bu film için olabildiğince hızlı hazırlanıp, evden çıktım.




Erken gelme ihtimalim çok düşük olduğu için duvardaki tanıtım afişlerine bakmaya hiç yeltenmeden girişde ellerinde el fenerleri ile bekleyen görevli gençlerin yanına yaklaştım. Görmek istediğim filmi söyledim. Maalesef film çoktan başlamış, bir sonraki gösterimi de öğleden sonraymış.

10 Nisan 2014 Perşembe

SADE KEK...İkram Kültürümüz...

Tedbirli olmak arzu ettiğimiz bir şeydir ama bunun her zaman mümkün olmadığını da bilenlerdeniz. Dünya hali diye bir şey vardır. Bazen, herhangi bir sebeple evlerde telaş yaşanır. Böyle günlerde, derin dondurucuda sakladığınız ürünleri birer ikişer ortaya çıkarır, "Zaten, bu günler için pişirip, kotarmıştım, işe yaradılar, bu telaş içinde yemek pişirmekle uğraşmadık" dersiniz.




Yapıp ettiklerinin işe yarıyor olması, zor günlerinde imdada yetişmesi hoşuna gider. Gider de tam o günlerden bir gün yani dolabında hiçbir şeyin kalmadığı günlerde bir arkadaşın geliyorum derse ne yaparsın. Caddenin karşısındaki pastahanede su böreğini çok güzel yapıyorlar, minik ekler pastalardan da alırım, çay da demledim mi; Oh! ne güzel, diyemiyoruz. Çünkü, ikramlarımızın kendi ellerimizle pişirdiğimizden, el emeği olması bekleniyor.

7 Nisan 2014 Pazartesi

KEDİ DİLİ TATLISI...Üzeri Sapsarı Portakal Kaplı...

Her mevsim sonu hüzünlü oluyorum. Kış mevsimine bayılmıyorum ama gidişine de sevinmiyorum. Aslında, kış demek soğuk demek, karanlık demek. Yağmur bulutlarının kapadığı havaların hüznü, şakır şakır yağan yağmurda zorlaşan şehir hayatı, kar, rüzgar, fırtına ve kısalan günler demek. Zordur kış mevsimi. Ancak, bir yandan da kış günleri yaklaşırken gizliden gizliye seviniriz. Yaz aylarında her biri bir tarafa dağılmış aile bireylerini, dostları ve arkadaşları kış mevsimi tekrar bir araya getirir. İşyerlerinde tüm yaz mevsimi eksik çalışan kadro kışın tamamlanır.




Hep derim ya! iyi ki baharlar var. İlkbahar ve sonbahar, bizi esas mevsime hazırlayan geçiş dönemleri. Eğer bahar ayları olmasa idi, hiçbir canlı bu mevsim değişikliklerine uyum sağlayamaz, ruh ve beden sağlıklarını koruyamazlardı. Yaz boyunca özlediğimiz sevdiklerimizle bir arada olmak için kışı istedik ve yaşadık. Şimdi ise kış görevini tamamlamış olarak gitmek istiyor. Çünkü, toprak altında bekleyen tohumlar boy vermek, çiçeklenen ağaçlar meyveye durmak için güneşi bekliyorlar.

30 Mart 2014 Pazar

AYRAN...Gönüllü Yarim...

Ayran! ayran garip ayran! İçki desen içki değil, memleketimiz yoğurdundan yapılıyor olsa da milli değil. Milli olması için vatan sathında, her zaman ve her vesile ile tüketilmesi gerekir ki; benim bildiğim ayran köy kökenli bir içecektir ve hiçbir sosyal etkinlikte akla gelmez. Ayran ile herhangi bir kutlama yapıldığını duymadığım gibi ayran sürahisi kutlama sofralarına yaklaşamaz bile. Bu ayran muhabbeti de nereden çıktı derseniz, milli içki polemiği yaşadığımız günlerde ayranı milli içki ilan edenler olmuştu da ben de kendi fikrimi naçizane paylaşmak istedim. 




Ha...sakın'ola yanlış anlaşılmasın! Kat'a ve asla, maksadım ayranı aşağılamak değildir ve olamaz da. Sadece konuyu analiz ederek, mevcut şartları gözden geçirerek gerçekleri ortaya koymaktır maksadım. Zaman içerisinde marketlere kadar girdi ama eskiden ayran başlıbaşına bir ürün bile değildi. Ayran, içine su katılarak sıvılaştırılmış yoğurttu. Yoğurt çırpılır, tuz eklenir ve istenen kıvama göre su ilave edilerek ayran yapılırdı. Ayran, bahsettiğim yıllarda bardakla -kafaya dikilerek- değil bir kase içinden pilavın yanında komposto gibi kaşıkla içilirdi.

27 Mart 2014 Perşembe

MİLLİ İÇKİ OLMAK...Ya Da Olmamak...

Milli içkimiz konusunda polemik yaratılmıştı da her kafadan bir ses çıkmıştı ya; bugün o her kafadan çıkan sesleri durup bir analiz edeyim dedim. Zira, ben de bir önceki yazımda çayı anlatırken "Çay, milli içeceğimizdir" diye ahkâm kesmiştim. Bu milli olma halini biz seviyoruz demek ki. Bu noktada benim anlamadığım şey milli içki polemiğinde ayranın yer alması. Böyle bir karara nerden varmışlar anlamak mümkün değil.



Evvela içki kelimesi üzerinde bir duralım. Başka diyarlarda, başka dillerde içki kelimesi neyi anlatır veya nerede kullanılır bilemem ama bizim buralarda içki, alkol demektir. İçinde alkol olmayan meyve suları, şerbet, sahlep, kahve, boza, ayran...gibi içeceklere içki demeyiz. İçki kelimesi başka dillerde tüm içecekler için kullanılıyor olabilir. Alkollü-alkolsüz diye ayrım yapmadan tüm sıvılara hatta suya bile içki diyor olabilirler. Bu durum bizi hiç bağlamaz. Bizim memlekette ben kendimi bildim-bileli içki denilince akla, rakı ve şarap gelir. İçki sofrası denilince de bir adı da çilingir sofrası olan rakı sofrası. Bütün bunları bilmek için de illâ içki içmek gerekmez.

20 Mart 2014 Perşembe

BİR BARDAK ÇAY...Sıcacık...

Daha önce paylaştığım Bir Bardak Demli Çay başlıklı yazımda, kansızlığı arttıran çaydan vazgeçemeyenler için çayın zararlı etkilerine karşı ufak bir tüyo vermiştim. Tükettiğim günlük çay miktarını anlatırken de sabah kahvaltılarından ve ikindi çaylarından bahsetmiştim. Ancak, daha sonra bunun doğru olmadığını farkettim. Çünkü, çay sadece evde tüketilmiyor ki!



Günün herhangi bir saatinde bir arkadaşımızın işyerine uğrasak hemen bir bardak çay gelir önümüze. Eskiden beri İstanbul'lular bilhassa hafta sonları güzel havalardan istifade etmek için Boğaz'a deniz kenarlarına giderler. Özellikle Emirgan, Çınaraltı Çay Bahçesi'nde tavşan kanı çay içmemiş İstanbul'lu yoktur kanımca. Kadıköy'den vapura binenler de martılarla paylaşacakları simitle içecekleri çayı sabırsızlıkla beklerler. İstanbul'da bugün pek kalmadı ama Anadolu'daki esnaf dükkanına gelen müşterisine mutlaka çay ikram eder. 

19 Mart 2014 Çarşamba

KİŞİSEL BİLGİLERİNİZİ KORUMA ALTINA ALIN

LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor!
Whatsapp’ın Facebook’a satılmasıyla birlikte kişisel bilgilerinin güvenliğinden endişe eden birçok kullanıcı alternatif uygulamalara yönelmeye başladı. Bu uygulamalar arasında öne çıkanlardan birisi de LINE. Uygulamada kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor.   LINE’ın iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması olması da güvenlik standartlarına verdikleri önemin bir kanıtı niteliğinde.

Telefon Numaranızı Gizli Tutun
LINE’da kendinize özel bir ID belirleyerek telefon numaranızı kimselere vermeden iletişim kurabilirsiniz. Sizi LINE ID’nizi kullanarak ekleyen kişiler telefon numaranızı göremezler. LINE ID’nizi belirlemek için Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar > Profil menüsünü kullanabilirsiniz.
Telefon numaranıza sahip kişilerin LINE arkadaşları listesine otomatik olarak eklenmek istemiyorsanız “Başkalarının Eklemesine İzin Ver” seçeneğini kapatabilirsiniz. Böylece sizi sadece LINE ID’nizi paylaştığınız kişiler ekleyebilir.

16 Mart 2014 Pazar

MİDYE BÖREK...Ben de yaptım!!!

Bu sayfalarda kendimi tek bir konuyla kısıtlamayıp özgür bıraktığım için -amiyane tabirle- her telden çaldığım için zaman zaman yemek tarifleri de yayınlıyorum. Bunlar genellikle annemden öğrendiğim yemek ve tatlı tarifleri. Uzun yıllardır, soframızda yer almış, anneden kızına silsile yoluyla geçmiş tarifler. Önceleri seyirci olarak daha sonra getir-götür yaptıktan sonra ustamın yani annemin mutfaktan elini-ayağını çekmesiyle iş başa düştü.




Bu durum benim hoşuma gitti mi?
-Hayır!
Daha önceleri de zaman zaman annemin yokluğunda yemek pişirirdim ve saatlerce özenerek pişirdiğim yemeklerin beş dakikada yenip, bitirilmesine çok bozulurdum. O günlerden beri yemek pişirme işini nankör bir iş olarak bellemiştim.
Gençlik işte!.

14 Mart 2014 Cuma

GİDENLERİN ARDINDAN...

Bazı yıllar ailelere uğur getirir. Birbiri ardından iyi haberler alınır. Bir düğün davetiyesi, bir doğum müjdesi, gençlerin okul başarıları derken dudaklarınızdaki gülümseme adeta yüzünüze yapışır. Mutlusunuzdur. Kendinizi hafiflemiş, coşkun ve neşeli hissedersiniz. Bazı yıllarda ise ailenin üzerine kara bulutlar çöker. Yüzler gülmez olur. Çünkü, aile ve akrabaların yaşadıkları olumlu veya olumsuz tüm olaylar sizi de etkiler. Ailede yaşanan mutluluklarla siz de mutlu olur, acı çeken, ağlayan mutsuz bir yakınınız var ise sizin de kolunuz-kanadınız kırılır, meyus olursunuz.




Bu yıl maalesef bizim için kayıplar yılı oldu. Bu kış, yeni yıla girmeden, sonbaharda sararan yapraklarımız düşmeye başladı. Tedavisi süren sevdiğimiz bir komşumuz, güney kıyılarındaki seyahatinden dönen bir arkadaşımız, uzak illerde yaşayan yine çok sevdiğimiz eski bir ahbabımız ve en son kaybımız dayımız.

10 Mart 2014 Pazartesi

NÜ...Sanat ve Ahlak...

Bir haftadan fazla olmuştur herhalde o yazıları göreli. Sokağa her çıkışımda gözüme ilişiyorlar. Baskı şeklinde, siyah kalın çizgilerle yazılmış. Duvarlara, kaldırıma hatta mazgal kapaklarının üzerine büyük harflerle 'NÜ' AHLAKSIZLIKTIR diye bir yazı basmışlar. Aslında, çok da görünür yerlerde değiller. Ya yerde, ya da yere yakın duvarlara basmışlar. Bu yazıları kim veya kimler, niçin yazmışlar hiç bilmiyorum. Ama, görmezliğe de gelemedim.



Evvela ahlak nedir ona bakalım. En dar anlamıyla bir toplumda yaşayan bireylerin iyi ve rahat yaşamak için uymak zorunda oldukları kurallar ve davranış biçimleri olarak düşünebiliriz. Dolayısıyla, ahlak anlayışı toplumlara göre değişir. İnsanlık tarihi boyunca toplumlar gerekli kuralları koyarak kendi törelerini yaratırken, dinler de tamamlayıcı olarak başka ahlak kuralları ilave etmişlerdir.

27 Şubat 2014 Perşembe

ELMALI KEK...Taze Elma...Kuru Kayısı...

Eskisi gibi, evinin işlerini bitirdikten sonra elişini alıp, komşusuna ya da yakındaki bir akrabasına çat-kapı giden hanımlar kaldı mı? bilmiyorum. Bugün, kadınların çalışma hayatına girmeleri ile birlikte o eski yaşantılar tarihe karıştı. Ancak, düğün, doğum kutlamaları, taziyeler veya hasta ziyaretleri yapılabiliyor. Eski kabul günlerini bu gün de devam ettirmek isteyen hanımlar ise işin kolayına kaçıp, dışarıdaki açık veya kapalı mekanlarda toplanıyorlar. Bizim de dışarıda bir araya geldiğimiz arkadaşlarımız var ama akrabalarımızla halen evlerimizde toplanarak, eski adetleri devam ettirmeye çalışıyoruz.



Her neyse, geçen akşam gelen bir telefon ile bir kaç akrabamızın bizi ziyarete gelmek istediklerini öğrendik ve çok sevindik. Her zaman olduğu gibi çocukluk günlerimize dönüp, bu dünyadan göçüp, giden aile büyüklerimizi anarken, hatıralar tekrar anlatılacak. Hepimizin malumu anılarımızın hiç sıkılmadan her defasında tekrar tekrar anlatılması ve anılardaki büyüklerimizin yadedilmesi belki de bizi bir araya getiriyor.

Samsung, Hayalinin Peşinden Gidenleri Arıyor

Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.
İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.



“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.

22 Şubat 2014 Cumartesi

BİR BARDAK DEMLİ ÇAY...İki Damla Limon...

Uzun yıllardır kahvaltı sofrasında içtiğim çaya limon sıkarım. Argo deyimle çay keyfime limon sıkmak değil de gerçekten çayıma mutlaka bir-iki damla limon suyu ilave ediyorum. Çayı çok seviyorum sevmesine de gün boyu bardak bardak çay içme gibi bir alışkanlığım yoktur. Sabah kahvaltısında iki bardak, ikindi vakti de en fazla üç bardak çay yeter de artar bile. Ancak, ben çayı demli seviyorum. Tavşan kanı denilen kırmızılıkta, berrak ve mis gibi kokusu evin içine yayılsın istiyorum.



Hal böyle iken; yıllar önce bir gün bir yerlerde çayın kansızlığa sebep olduğunu okudum. Ve çok uzun yıllardan beri bahar aylarında beni halsiz bırakan kansızlığımın müsebbibini bulmuş oldum. O andan itibaren de çaydan soğudum. Ben onu o kadar sever, demlenmesine ayrı bardağına ayrı ihtimam gösterirken hazret benim kanımı emiyormuş meğer. 

20 Şubat 2014 Perşembe

IRKLARIN ÜSTÜNLÜĞÜ...İnsan Irkının Çektiği...

İnsan olarak, yaratılanların en mükemmeli olduğumuzu ve diğer yaratılanlara göre üstün olduğumuzu biliyoruz. Hal böyleyken, toplumlarda bazı zamanlarda beliriveren ve o toplumu bir virüs salgını gibi etkisi altına alıp, savaş çığlıkları attıran üstünlük paranoyasını anlamak mümkün değil. Yurttaşlarını ırklarının üstünlüğüne inandırarak yıllarca süren savaşlara sebebiyet veren liderler kadar tamamen yanlış olan bu teze inanan toplumların da bilgisizlikleri ve cahillikleri ile bu günahta paylarının olduğu açıktır ve onların üzerinde de vebal vardır.



Irkların üstünlüğüne dayandırılan ve insanların maddi ve manevi büyük acılar çekmesine sebebiyet veren savaşların gerçek nedenlerinin bu olmadığı aşikârdır. Aslında tüm savaşların, ilk çağlardan başlayarak günümüze kadar değişerek gelen sebepleri; ekilecek toprak, yer üstü ve yer altı zenginlikleri, stratejik coğrafya ve iktidar hırsı olarak ortaya çıkmaktadır. Savaşın sonunda elde edilecek zenginlikleri halkıyla paylaşmak gibi bir niyeti olmayan liderler din veya ırk farklılıklarını kullanarak bir bölüm halkı bilhassa gençleri savaş ortamına hazırlarlar.

18 Şubat 2014 Salı

BİLMİYORUM!..diyebilmek...


Bilmiyorum! demek veya diyebilmek zor olmasa gerek ama gel de bunu bize anlat. O bir tek kelimeyi söylemeyi katiyyen beceremiyoruz. Halbuki var ya! bir söyleyebilsek hayat ne kadar kolaylaşacak. Sorunun sahibi de sorunun muhatabı da rahat edecek. Çünkü, bir insan her şeyi bilemez ki. Herkesin her şeyi bilmek gibi bir zorunluluğu da olamaz ki. Ama yok! biz bilmek zorundayız. Bize sorulan her şeyi bilmek gibi bir misyon yüklenmişiz. Hatta, bunu genetik bir kod gibi bünyemizde taşıyoruz. 




Bilhassa, adres soranlara bilmediğini söylemek ne kadar zor gelir insanımıza. Adres sorduğum bazı insanların aradığım yeri bulmamız için nasıl çırpındıklarını ben çok yaşadım, işlerini-güçlerini bırakıp, bizim namımıza başkalarına da sorarak hep beraber çok adres aramışlığımız vardır. Mutlaka sizin de başınıza gelmiştir. 

16 Şubat 2014 Pazar

SÖZ GÜMÜŞ İSE SÛKUT ALTIN...MI?

İnsanların konuşma hakkına tam bir saygı ve tahammül nerede vardır derseniz, benim bildiğim tek yer İngiltere'nin başkenti Londra'nın Hyde parkıdır. Bu parkta, isteyenlerin yanlarında getirdikleri bir yükselti üzerinde -polisin yasa dışı olmadığına inanması şartıyla- istediklerini söyleme hakları var ve bu haklarını da hakkıyla kullandıklarını biliyoruz.




Konuşmak-anlatmak bizim kültürümüzde de vardır. Halk edebiyatımızı oluşturan masallar, hikayeler, destanlar ve maniler bu sayede unutulmadan günümüze kadar gelebilmiştir. Ancak, bu konuşanlar hitabeti kuvvetli güzel konuşan sayısı belli insanlardı. Halk sadece dinliyordu. 

14 Şubat 2014 Cuma

DENİZ VE KUM...Ebedi Aşıklar...Şahitleri Martılar!

Yaz mevsimini geçirdiğimiz tatil beldesi her yıl olduğu gibi Eylül'ün başlarından itibaren yine tenhalaştı. Okulların açılışına hazırlanmak için aileler birer ikişer şehre döndüler. Sabah yürüyüşlerinde arabalarını yükleyen ailelerle vedalaştık. Bazı yıllar Eylül'de yazdan kalma günler yaşanır. Güneş gökyüzünde pırıl pırıl parlar ve yumuşacık ısıtır. Gün ortasında güneş tam tepede iken çekinmeden denize girilir, kumda şemsiye aranmaz. Böyle olunca da kavurucu yaz sıcaklarından sonra Eylül'de havanın açık olması, son günleri değerlendirmek bakımından hepimizin temennisidir.



Bazı yıllar ise Ağustos'un son günü hava birden bozar, gökyüzü koyu gri bulutlarla kaplanır, sert bir rüzgar çıkar adeta yerle gök birleşir ve gece sabaha kadar büyük gürültülerle gökler yarılır, yağmur kovalardan boşalır gibi yağar. Ertesi gün uyandığımızda yaz mevsiminin bir gecede bittiğine şahit oluruz. 

12 Şubat 2014 Çarşamba

ZEYTİNYAĞLI PIRASA...Saray Mutfağına Girebilmek...

Kış mevsimine özel zeytinyağlıların en bilineni Zeytinyağlı Pırasa'dır. Pırasa'yı takiben Kereviz ve Yer Elması kış günlerinin soğuk yemekleridir. Benim için kış soğuğunda zeytinyağlı yemek pek tercih edilesi bir şey değil. Daha ziyade sıcak yemekleri severim. Et çeşitleri, etli sebze ve bakliyat yemekleri, sıcacık çorbalar daha cazip gelir. Kış soğuğunda sıcak yemek ve çorbalar tercihimdir dedim ama zeytinyağlı pırasanın yeri ve önemi apayrıdır benim için. 


Etli kurufasulye sevgisini daha önce Kurufasulye'den bir hikaye başlıklı yazımda bir nebze anlattığım rahmetli babam, sofrada eğer zeytinyağlı pırasa varsa mutlaka annesini hatırlar ve her seferinde yüzünde beliren sıcak bir gülümseme ile ""rahmetli anacığım bu yemeği yediğinde içim açılıyor oğlum derdi"" diye annesini anardı. Hayal-meyal hatırladığımız babaannemizi bu vesile ile bize hatırlatan babamız hem babaannemizin hatırasını canlı tutmaya çalışıyordu, hem de zeytinyağlı pırasa yemeğini iştahla yerken bize de sevdireceğini düşünüyordu zahir!

6 Şubat 2014 Perşembe

AYVA MARMELATI...Son Ayvalar...

Sonbaharın gelmesi ile pazar tezgâhlarını tepeleme dolduran ayvalarla pazar yerleri sarıya kesince; "Eyvahlar olsun, bu sene ayva çok bol kış ağır geçecek, kar-kış kapıda" diye içimden geçiririm. Geçen yıl bu kadim bilgiye dayanarak havaların sertleşmesini bekledim. Kar da atıştırdı, soğuklar da oldu ama ayvanın bereketine uygun bir kış olmadı. 




Bu sonbahar da ayva bolluğu pazarda sapsarı göz kamaştırınca, sert geçecek bir kışı beklemeye başladık. Kar serpiştirdi, kuru soğuklar oldu ama hâlâ beklediğimiz kış gelmedi. Elbette, yaşadığım İstanbul şehrinden bahsediyorum. Yoksa, tüm dünyada ve ülkemizde bir çok bölgenin kar altında çok soğuk günler yaşadıklarını biliyorum. İstanbul, coğrafi konumu itibarıyla olsa gerek mevsimler her yıl aynı şartlarda yaşanmıyor. 

1 Şubat 2014 Cumartesi

BARIŞ MANÇO'nun Değerli Anısına...

Kadını, erkeği bilhassa çocuklar ve gençler olarak milletçe çok üzüldük. Ama insan tam olarak ancak kendi duygularını biliyor. Hissettiğim duygu yoğunluğunu bugün gibi hatırlıyorum. Bütün ölümler erkendir ama Barış Manço'nun ölümü gerçekten erkendi. Veya biz onu kaybetmeye hazır değildik. Cenaze törenine katılamadığım için adeta konuşlandığım radyonun başında program muhabirinin yaptığı her ropörtajdan sonra çalmaya başladığı her şarkı ile benim yüreğim yeniden yeniden kabarıyordu.



Barış Manço, kelimenin tam anlamıyla halka malolmuş, sevilen bir insandı. Çocuklar ve eğitim için televizyonu ve sanatını çok yararlı ve verimli bir şekilde kullandı. O'nun şarkıları, salt eğlence maksatlı şarkılar değildi. Eğlendirirken eğitmek amacını da güdüyordu. Neşeyle, coşkuyla ve aşkla ördüğü şarkılarında arkadaşlık, sevgi ve saygıyı en güzel kelimelerle kurduğu en zarif cümlelerle anlatırdı.

25 Ocak 2014 Cumartesi

ŞEHİR...KALDIRIMLAR...ÇEVREMİZ!!!

İstanbul'da hayat korkunç bir hızla akıp, gidiyor. Hızla akan zaman ile birlikte İstanbul'da dönüşüyor, değişiyor. Sokağa her çıkışımda mutlaka bir şeylere şaşırıyorum. Geçen gün yaya kaldırımında yürürken farklı duygular yaşadığımı hissettim. Yürürken başım ve bedenim daha bir dik ve adımlarımı daha bir güvenli atıyordum. Bu durumun epey bir süredir devam ettiğini de hatırladım. "Enteresan!" dedim, kendi kendime. 




Son zamanlarda bana bir hal oldu; kaldırımda yürürken kendini beğenmiş gibi bir haller, etrafa yukarıdan bakmalar, bulutların üzerinde yürüyormuş gibi hissetmeler. Hiç hayra yormadım! ama kendi hayatımda ne olmuş, olabilir ki; bilinç altına süpürüp, kendimden bile sakladığım. Hangi mutluluğu yaşıyorum da benim haberim yok. 

14 Ocak 2014 Salı

BELEDİYE OTOBÜSLERİ...İETT...Otobüsten Daha Fazlası...

İstanbul'da doğup büyüdüğüm semtte arabası olan aile çok nadirdi. Bizim de arabamız yoktu. Arabamızın olmaması bir yana böyle bir hayalimizin olduğunu da hatırlamıyorum. Çocuklar okullarına -her mahallede mevcut olan ilkokul ve ortaokula- yürüyerek giderlerdi. Ancak, orta okuldan sonrası biraz zordu. Zira, o yıllarda her semtte lise olmadığı gibi İstanbul'da lise sayısı da çok azdı. Lise eğitimi için gidebileceğimiz okul, ikâmetgâh adresimize göre Milli Eğitim Müdürlüğünce belirleniyordu.





O güne kadar mahallemden dışarıya yalnız başıma adımımı atmış değildim ama semtimizden çok uzakta, şehrin diğer bir ucundaki lisede okuyacaktım. İlk heyecanla evvela önemsemediğim bu duruma aslında hiç alışamadım. İETT'nin sadece sabahları İstanbul Üniversitesi'nin öğrencileri için tahsis ettiği Öğrenci Otobüsü ile Beyazıt Meydanına kadar geliyor, oradan da mahalleden diğer bir kaç öğrenci ile yürüyerek son zilde arka kapının kapanmasına yakın zor bela okula ulaşıyorduk. O yıllarda öğrenciler ve çalışanlar için servis otobüsleri henüz bilinmiyordu.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...