30 Aralık 2013 Pazartesi

YENİ BİR YIL GELİYOR... Giden Yılın Ardından...

Bir kaç gün sonra bu yıl da bitmiş olacak diğer yitip giden yıllar gibi. Her giden yılın ardından hissettiklerimin ve her gelen yılı karşılarken ki dileklerimin farklı olduğunu hatırlıyorum. Bu farklılık, hayatımın değişik evrelerinde -çocukluk, gençlik, erişkinlik- olduğu gibi yıldan yıla da değişebiliyor. Mesela, çocuklar için yeni yılın -soyut bir kavram olarak- herhangi bir şey ifade ettiğini zannetmiyorum. Sadece, yılbaşı kutlamalarının coşkulu eğlencelerinde keyiflenirler ve sebebini bilmedikleri bu eğlencelere büyük bir iştiyakla katılırlar. Bazı büyüklerin, geçip giden yıla sitem edercesine hafif kederlenmelerine ise hiçbir anlam veremezler.



Yeni yılı gerçek manada sevinçle karşılayanlar ise tabii ki gençlerdir. Bir yıl daha büyüdükleri için çok sevinçlidirler. Hayat onların ayakları altına serilmiş kırmızı bir halıdır ve onların yapacağı sadece bu halı üzerinde yürümektir. Onlar daima ileriye bakıp her gelen yeni yılda başka başarılar, başka mutluluklar yaşamak isterler ve yaşayacaklarından da emindirler. Yeni yılı karşılarken hayata ve kadere meydan okurcasına çılgınca eğlenirler. Bu davranışlarında gençliğin fiziksel gücü ve enerjisine duyulan güven vardır ama için için toyluklarından gelen zayıflıklarının da farkındadırlar.

23 Aralık 2013 Pazartesi

İSTANBUL'DA KAR YAĞIYORDU...

İstanbul'da iki gündür kar yağıyordu. Kahvaltı sofrasını pencere kenarındaki masaya hazırlamıştım. Çaydanlıkta demlenen çayın kokusu, kızarmış ekmek kokusuna karışmış, sabahın erken saati olduğu için evin içi serince ve dışarıda kar yağıyordu. Mis gibi demli çayla doldurduğum fincanları sofraya bırakırken gözüm bir an pencereden dışarıya gitti. Biraz evvel serpiştiren kar değişmiş lapa lapa yağıyordu. Kar taneleri iriydiler ama kuş tüyü gibi hafifçe uçuşarak ağır ağır hiç acele etmeden sessizce aşağıya iniyorlardı. 


Belki de güle oynaya düşüyorlardı. Ben sadece yağışın güzelliğine bakakaldım, büyülenmiş gibiydim. Kar taneleri o kadar yavaş düşüyorlardı ki; dışarı çıkıp, koşarsam onları yere düşmeden yakalayacağımı zannediyordum. Onlarsa yere düştüklerinde yok olacaklarını biliyorlarmış gibi bilhassa ağırlaşıp, salına salına, döne döne yere doğru düşerken hiç acele etmiyorlardı. Böyle ne kadar kaldım bilmiyorum. Daldığım rüyadan uyandığımda gökyüzünden düşen kar taneleri seyrekleşmeye başlamıştı.  

22 Aralık 2013 Pazar

Kaçırılmaması Gereken En Avantajlı Yılbaşı Fırsatları Bu Yazıda!

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!

2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!



Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.

18 Aralık 2013 Çarşamba

Yılbaşı Hediyen Ayağına Gelsin

YILBAŞI ALIŞVERİŞ KEYFİ

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni başlangıçlar. Her sene yeni yılın gelişini büyük bir coşkuyla kutlarız. Hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağından değil belki; ama sevdiklerimizle yeni başlangıçlara adım atmaktan mutluluk duyduğumuz için. Yeni yıl aynı zamanda sevdiklerimizi sevindirmek için de güzel bir bahane. Hediye seçimi bir işkenceye dönmediği sürece! Yoğun tempoda çalışan veya öğrenim gören bizlerin doğru hediyeye ulaşmak için ayıracak günleri yok. Siz de böyle düşünüyorsanız, aşağıda hepsiburada.com’un yılbaşı sayfasından yararlanarak hazırlanan mini listeyi inceleyebilirsiniz:


Herşey Ayağına Gelsin

Sevgiliye

Yılbaşının en klasik hediyeleri parfüm ve saat. Eğer riske girmek istemiyorsanız, erkeğe saat, kadına parfüm hediye etme geleneğini sürdürebilirsiniz. :) Mücevherler veya ihtiyaca göre teknoloji ürünleri de gayet uygun hediyeler olabilir;

14 Aralık 2013 Cumartesi

KABAK TATLISI...Sonbahara Yakışan Tatlı...

Bu yıl da sonbahar mevsiminin gelişiyle birlikte tatlı kabakları tezgâhlardaki yerlerini aldılar. Adetim olduğu üzere pazarı boydan boya yürüdüğüm için kabak tezgâhlarını tek tek uzaktan da olsa seyrettim. Satıcıların hepsi kendi mallarını ballandıra ballandıra övüyorlardı. Satıcılar müşterileri çekmek için tezgâhtaki kabaklarına övgüler düzebilirler ama tatlıyı pişiren biziz ve netice kötü olunca da üzülen biz oluyoruz. 



Geçtiğimiz yıl bazı kötü deneyimlerim olduğu için bu sene işi şansa bırakmak istemedim. Bunun için de Google'da ufak bir gezintiye çıktım ve birtakım bilgiler derledim. Tatlı kabakları bir çok adla anılıyorlar. Bal kabağı, Kestane kabağı ve Tatlı kabağı. Hiçbir şey bilmiyorsanız Kestane kabağı diye satılan kabağı satın alabilirsiniz. Kestane kabağı, tatlı olarak en iyi neticeyi veren kabak çeşidi. Tabii bunun için satıcınıza güveniyor olmanız gerekiyor.

11 Aralık 2013 Çarşamba

ELMALI KEK...Son Kalan İki Elma Olmak...

Mutfak masasının üzerindeki meyve tabağında iki elma gözüme ilişmeye görsün. Aklıma hemen elmalı kek pişirmek gelir. Elmaları, dilimlenmiş olarak kekin üzerinde hayal ederim. Anında da dolaptan yumurtaları çıkarırım, ısınsınlar diye. 



Meyve tabağı dolu olduğunda değil de tabakta 2-3 elma kaldığında bu hep böyle oluyor. Nedense, son kalan iki elmayı bir kek üzerinde değerlendirmek ben de bir tür alışkanlık haline geldi. 

7 Aralık 2013 Cumartesi

NEZAKET...Nazik ve İnce Davranış...Başkaları ve Biz...

Eskiden, çok eskiden bir kelime vardı dilimizde. Bu kelime, o kadar çok sevilir ve beğenilirdi ki; anneler babalar kız çocuklarına bu kelimeyi isim olarak verirlerdi de onlara öyle seslenirlerdi. Bu kelimenin manası çok önemliydi. Ailelerin kıymetli kızlarına bu ismi vermelerinin sebebi kızlarının kırmadan ve kırılmadan bir ömür boyu mutlu olmalarını arzu etmeleriydi. 



Bu gün ne bu kelime dilimizde, ne de bu kelimeden ismi olanlar çevremizde kaldı. Hatta bu kelimenin lügatımızda hâlâ var olup, olmadığından şüphe duyduğum için evdeki sözlükte kelimenin manasını aradım. Sözlüklerde kelime mevcuttu ama anlamı "Başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma, incelik, naziklik, zarafet" olan bu kelimenin sadece sözlüklerde kaldığı, onun dışında varlığının hissedilmediği de bir gerçek.

30 Kasım 2013 Cumartesi

Kış yolculuğuna hazırız!

Tchibo her hafta yenilenen temaları, modayı kaliteyle bütünleştiren ürünleri ve lezzetli kahveleriyle sevdiğimiz markalardan biri.



Bir Tchibo mağazasına girdiğinizde sizi karşılayan harika bir kahve kokusu duyuyorsunuz. Ürünlere bakmak için sabırsızlansanız bile kahve standının önünden güç bela ayrılıyor ve ürünlere doğru yöneliyorsunuz. Ürünlerin hemen hemen hepsi keyifli renklerde ve tarz ürünler. Üstelik hepsi birbirinden kaliteli ve dayanıklı. Tchibo ürünlerinin kalitesi, alanında uzman kişiler tarafından çok sıkı ve acımasız testlerden geçiyor ve sadece testi geçebilenler satışa sunuluyor.

26 Kasım 2013 Salı

AŞURE...

Aşure, çocukluğumda evimizde yılın belli bir gününde pişirilip, komşulara da dağıtılan, dini bir yönü olduğunu da hissettiğim ve çok severek yediğim bir tatlıydı. Üzeri çeşitli çerezlerle süslendiği için bilhassa çocuklara eğlenceli gelirdi. Bu güzel tatlıyı bir daha yemek için bir yıl beklememiz gerektiğini bilirdik. Dini yönünü hissediyordum ama açıklayıcı bir bilgi verildiğini hatırlamıyorum. Tatlı'yı ye gerisine karışma, dürtüsüyle olsa gerek o yıllarda Aşure'nin manası üzerinde pek kafa yormamıştım.






Ta ki; bir yaz mevsiminde piknik yapmak üzere gittiğimiz Beykoz'un deniz manzaralı tepesinde ocaklar üzerinde kaynayan kocaman kara kazanları görünceye kadar. Yuşa Hazretlerinin türbesinin de bulunduğu piknik yerine vardığımız sabah saatlerinden itibaren yakılan ateşler üzerinde kara kazanlarda kaynatılan Aşure'yi gün boyunca hayır için dağıttılar. 

19 Kasım 2013 Salı

SAİT FAİK ABASIYANIK...

Türk Hikâyecilerinden bahis açıldığı zaman aklıma ilk geliveren isim Sait Faik Abasıyanık'tır. Okumak için edebi tür olarak Roman'ı tercih ettiğim için hikâyecilerin peşine düşmüşlüğüm pek yoktur ama Sait Faik, her ne hal ve her nasılsa beynimin ince kıvrımlarında, gönlümün gizli köşelerinde kendisine yer tutmuş bir yazarımız. Öylesine tutmuş ki; bir kaç yıl evvel, bir gün durduk yere aklıma gelip, dilime dolanan "hişt hişt" seslerinin geçtiği hikâyesinin peşine az düşmedim.


Sorduğum okur/yazarlar da bilememişlerdi de hep beraber internetin dibini bucağını aramış yine de bulamamıştık. Yıllar sonra bir gün bir e-mail ile müjdeyi aldım. Hişt, Hişt başlıklı hikâyenin izine internette rastlanmıştı. Ne hikmetse, şimdi bir tane bile Hişt kelimesini yazsam, Google birader hemen Sait Faik'i buluveriyor. O günlerde bana garezi neymiş hâlâ sırrını çözemedim.

16 Kasım 2013 Cumartesi

AYVA REÇELİ...Bazıları Rende Sever...

Reçel dediğin tadı iç bayıltacak, tereyağlı ekmek diliminin üzerine az bir miktar sürülmesi yetecek. Son yaptığım kuşbaşı doğranmış ayva reçelini az su ve az şekerle kaynattığım için iç bayıltmak bir yana hafif tadıyla bilhassa iç açıyor ve yemelere doyamadığımız için de reçel kavanozu tez vakitte boşalıyor.





Semt pazarındaki taze sebze-meyvelere dayanamayıp, her zaman ki gibi ihtiyacımdan fazlasını satın aldığım için bir hafta önce kaynattığım reçel bitmediği halde kalan ayvaları pişirmek için mutfağa girdim. Bu sefer tadı yerinde, tam reçel kıvamında pişirmeye karar verdim. Güzelce yıkadığım ayvaları kabuklarıyla rendelemeye başladım. 

14 Kasım 2013 Perşembe

ORHAN VELİ KANIK...14 KASIM 1950...Ölümünün 64 üncü yılında anıyoruz!

Orhan Veli Kanık, 1950 yılında aramızdan ayrılmış. Bu ölüm tarihi kesin olmasa, ben yemin edebilirim şairin o tarihte ölmediğine. Haydi bebeklik, çocukluk yıllarımdan geçtim ama ilk gençlik yıllarımda şiirlerini şiir defterime özenle yazdığım şairin o yıllarda hayatta olmadığını nasıl kabul edeyim!






Bahar aylarında içimize çektiğimiz mis gibi havanın sarhoşluğunda dilimizin ucuna geliveren mısraları kulağımıza fısıldayan Şair Orhan Veli bizimle değil miydi?

12 Kasım 2013 Salı

ARMUTLU PASTA...

Uzunca bir süredir şerbetli tatlıları hayatımızdan çıkardık ama bizim sofralar tatlısız olmaz. Yaz aylarında çeşit çeşit sütlü tatlılar pişirdim ve birçoğunu da buradan paylaştım. Yaz mevsimi geçip, havalar serinleyince sütlü tatlılar yerine başka bir şey denemek istedim ve bir kaç reçetenin karışımından bembeyaz bir pasta ortaya çıkardım. 






Pasta, çay sofralarına yakıştığı gibi bilhassa doğum günleri, nişan ve düğün törenlerinin baş ikramıdır. Aslında, pastayı pastacıdan satın almayı tercih ederim. Evde amatörce yapılan pastalar, malzeme çeşidinin temininde ve profesyonellik bakımından pastane pastalarıyla boy ölçüşemez.

7 Kasım 2013 Perşembe

AYVA REÇELİ...Kuşbaşı Doğradım...Tadı Jöleli.

Yaz bitti, sonbaharın bu son ayında yazdan kalma günler yaşıyoruz ama kış kapıda. Kış mevsiminin çetin şartlarında evlerde mahsur kalırız korkusuyla olsa gerek kavanoz kavanoz konserveler, turşular, reçeller yaptık. Bu işlerin bir büyüsü var herhalde ki kendimi alamıyorum. Her boş kavanozu doldurdukça, görevini yapmış bir insanın rahatlığını hissediyorum.



Yaz meyvelerinden reçeller kaynattım. Mesela, Mürdüm Eriği Reçeli bunlardan biri ve tarifini de bu sayfalarda paylaştım. Reçelleri az şekerli ve meyve yoğunluklu yaptığım için bize reçel dayanmıyor. Yazın kaynattığım reçellerin hepsi bitti. 

5 Kasım 2013 Salı

ÖLMEK...Öleceğini Bilmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Eşref-i mahlukat olarak tanımlanan insan, diğer yaradılanlardan farklı olarak akıl, fikir, düşünce, muhakeme ve daha bir çok üstün yetenekle donatılmıştır. Bu üstünlük bir yandan da insanın handikapıdır. Çünkü, üstün yaratılan insanın büyüklüğüne yaraşır davranışlar göstermesi beklenirken aksine çoğu insan üstünlüğünü güçsüzler üzerinde kullanmaktan çekinmemiştir. Oysa üstünlük, azamet ve güç, muhtaçları korumak ve kollamak için kullanılırsa sahibine şeref kazandırır. Bunun için de insanın mütevazi olması gerekir. Üstünlüğünü bile bile mütevazi olabilmek kolay olmadığı için tevazu sahipliği de ayrı bir meziyettir.





Aslında, tüm azametine rağmen insan bir bakıma zavallıdır. Çünkü, öleceğini bilen tek canlı insandır ve ölüm gerçeği en büyük korkusudur. Ölüm, insan zihninde, yitmek, yok olmak, sahip olduklarından ve sevdiklerinden ayrı kalmak demektir. İnsanoğlu belki de kendisine verilen üstün yeteneklerinin bedelini ölüm korkusu ile ödemektedir. 

3 Kasım 2013 Pazar

Linki tıkla MNG Turizm'den tatil indirimi kazan

Uzun yıllara dayanan tecrübesi ile turizm sektöründe “ayrıcalıklı tatil” farkını yaratan MNG Turizm, sosyal medya kullanıcılarına kaçırılmaz bir fırsat sunuyor. Linki tıklayarak, MNG Turizm web sitesinde yayınlanan formu dolduran herkes 50 TL’lik indirim kuponu kazanıyor.

Dilerseniz kazandığınız 50 TL indirim kuponunuz ile Ege ve Akdeniz kıyılarının sımsıcak güneşi altında, pırıl pırıl masmavi denizinde, tarihi ve doğal güzellikleri içinde MNG Turizm’in sizlere sunduğu seçkin otel veya tatil köylerine rezervasyon yaptırabilirsiniz. Dilerseniz Avrupa’dan Amerika Kıtasına, Güney Afrika’dan Maldiv Adaları’na düzenlenen turlarda değişik ülkeleri gezmek, farklı kültürleri tanımak için kullanabilirsiniz. Kazanacağınız indirim Ege Denizi’ndeki adalara, İtalya’ya, İspanya’ya, Atlas Okyanusu’na, Baltık Denizi’ne kısacası dünyanın her yerine düzenlenen lüks ve eğlenceli gemi seyahatlerinde de geçerli olacak. Üstelik 50 TL indirim fırsatını, 2014 yılı erken rezervasyon ile birleştirebilir ve daha fazla kazanç sağlayabilirsiniz.
Yurtiçi ve yurtdışı konaklama rezervasyonlarınızda kullanabileceğiniz indirim fırsatına sahip olmak için tek yapmanız gereken, linke tıklayarak iletişim bilgilerinizi doldurmak.
mng-turizm

24 Ekim 2013 Perşembe

DÜN SABAH YOLDA GİDERKEN...Çok Komik Bir Şey Oldu!

Her zamanki yürüyüş güzergâhımda bir tempo tutturmuş gidiyorum. Kaldırım geniş, ben kaldırımın sağından yani caddeyle birleşen tarafından yürüyorum. Kaldırımın sol tarafına apartman ve dükkanların kapıları açılıyor. Bilhassa dükkan önlerinde belli bir yaya trafiği oluyor. Hele ki; bu dükkan, ürünlerini kapı önüne taşırmış bir market, bir baharatçı veya kaldırıma masa çıkarmış bir büfe ise. 



Yürüyüşün istenen etkiyi yapabilmesi için temponun değişmemesi lazım. Bir hızlı bir yavaş, yürüyüşün ciddiyetini bozduğu gibi moral etkisi de kalmıyor. Çünkü, başladığım tempoda yürüyemezsem yararı olmayacağına inanıyorum. Neyse, dediğim gibi dün sabah kaldırımda yürürken, karşımdan bana doğru gelen bir bisikletli belirdi. Bisikletli de öyle böyle değil, enine boyuna iri bir erkek ve bindiği bisikleti de kendine uygun, profesyonel olduğu belli büyükçe bir bisiklet. 

21 Ekim 2013 Pazartesi

SÜTLÜ TATLI...Siyah-Beyaz...İki Katlı!

Yaz aylarını geçirdiğimiz tatil beldesi aslında köyün sahili. Tüm eski medeniyetlerde olduğu gibi köy denizden gelebilecek saldırılara karşı tepede kurulmuş. Hem bizim köy, hem de uzak yakın diğer köylerde, hububatın yanısıra sebze ve bazı meyveler ile kavun-karpuz da yetiştiriyorlar. İlk yıllarda az olan sebze üretimini zaman içerisinde arttırdılar. Yaz sonuna kadar taze yerli sebze bulabiliyoruz. 



Yaz boyunca taze taze tükettiğimiz bir diğer ürün de süt. Köylüler, çiftçiliğin yanısıra hayvancılık da yapıyorlar. Yaz aylarında bu sayfalarda paylaştığım Süt Reçeli ve Evde Yoğurt Mayala başlıklı yazılarımda da belirttiğim gibi bu tarifleri denemek için yaz mevsimini beklemiştim. Yine, yazılarımdan hatırlayacaksınız, Su muhallebisi, Keşkül ve Güllaç da yapmıştım. Su Muhallebisinin merasimli servisini sevdiğim için defalarca pişirdim ve komşularıma ikram ettim ama Su Muhallebisini ilk defa görüyor olmalarına çok şaşırdım.

10 Ekim 2013 Perşembe

Pegasus'la İstikamet Yurt Dışı!



Pegasus sizi yılların gezgini Turistof Kolomb’la tanıştırıyor. Hazırlanın, çok eğleneceksiniz!


Pegasus’un yurt dışı uçuş ağı dur durak bilmedi, tam 44 noktaya ulaştı! Uçuş ağı genişlemeye devam ederken, gezme isteğiyle yanıp tutuşan ve Pegasus’un harika fırsatlarını kaçırmak istemeyenler için yeni sürprizler de unutulmadı!

#istikametyurtdışı diyenler buraya!

2 Ekim 2013 Çarşamba

BOŞ EV...Kim Ki-duk...Natacha Atlas

Gazetemde okuduğum habere göre, Eylül ayının ortalarında İstanbul'da düzenlenen Türk-Kore Film Haftası nedeniyle iki ülke sinemasına ait filmler hafta boyunca bir kaç salonda gösterime girecekti. Zaten, tüm şehirde her bir köşede türlü çeşitli etkinlikler yapılıyor. Biri bitmeden, diğeri başlıyor ama tercihini yapıp, gitmeye karar verip, programını ayarlamadığın sürece hiçbirine katılamazsın! ... Çünkü, burası İstanbul! burası Büyükşehir!






Katılamadığım bir festivalden bahsetmenin biraz garip göründüğünü biliyorum. Ancak, bu etkinlik haberi vesilesiyle yıllar önce seyredip, çok beğendiğim bir filmi hatırladım. Filmin yönetmeni dünyaca ünlü Kim Ki-duk'un ismini haberde okuyunca etkinliğe katılamadığım için gerçekten çok üzüldüm. Gerçi gala gecesine zaten katılamazdım ama açılışa katılmak için geleceği bildirilen yönetmenin İstanbul'da oldugunu bilmek bile beni heyecanlandırdı. 

29 Eylül 2013 Pazar

TUNCEL KURTİZ...Ve Diğerleri...Ve Kaybolan Yıllar

Bir acayip memlekette yaşıyoruz vesselâm! Aslında çok defalar yeri geldi de bana düşmez diye yazmaktan imtina ettim. Anlatmaya çalıştığım, bir vakitler var iken birden ortadan kaybolup, yıllar sonra tekrar ortaya çıkan sanatçılarımız hakkında. Anlayacağınız, hepimizin malumu olan bir hadisenin dile getirilişi, diğer bir deyişle malumun ilanı.






Bu konuda beni düşünmeye sevkeden ilk olay, yıllar önce rahmetli Neşet Ertaş'ın şöhretinin doruklarında olduğu, konserlerinin haber olduğu son yıllarında Nil Karaibrahimgil'in, Neşet Ertaş'ı tanımıyorum demesiydi. Genç sanatçı büyük tepkiler almıştı ama aslında tanımaması onun suçu değildi. Diğer insanların cesaret edemediğini yapmış ve gayet açık yüreklilikle bunu ifade edebilmişti. Hatta, rahmetli de bu durumu yadırgamamış ve genç sanatçıya hak vermişti.

4 Eylül 2013 Çarşamba

KUDRET NARI...Yara ve Yanıkların İlacı...

Yıllar önce bir yaz mevsiminde yazlık evimizde ufak bir yanık canımı acıtmıştı da olaya tesadüfen şahit olan komşumuz beklememizi söyleyerek koşup gitmişti. Dönüp geldiğinde elinde küçük bir kavanoz tutuyordu. Beraberinde getirdiği ucu pamuklu çubuğu kavanozun içine batırarak renksiz, koyu kıvamlı bir sıvıyı kolumdaki yanığın üzerine bolca sürdü. Ertesi günü bir daha sürdükten sonra yanığın yerini ara ki bulasın.


Kudret Narı'nın olgunluk hali

Bu yaz başında, aynı komşunun evinin önünde ayaküstü hal-hatır sorarken bahçe kapısının üzerindeki Mor Salkım'ın içinde kaybolmuş bir sarmaşık bitkiyi işaret ederek "Kudret Narı" dedi. 

28 Ağustos 2013 Çarşamba

SÜT REÇELİ...Dulce de leche

Bu kış bazı blogger arkadaşlar süt reçeli diye bir tarif paylaştılar ve sütün tam yağlı mandıra sütü olmasında ısrarcıydılar. Ben de acele etmedim, hele bir yaz gelsin de köylülerin getirdiği mandıra sütüyle bir denerim dedim. Kış bitti! yaz günlerine kavuşmanın sevinci ve heyecanı ile yazlığa geldiğimiz ilk günlerde, hem de tam yerleşmeden işlere bir gün ara verip, süt reçeli kaynatmaya karar verdim.






Bir litre sütü, bir buçuk su bardağı toz şeker ile ocağın üstüne oturttum. Karıştırarak, şekerini erittiğim sütün kaynamasını bekledim. Kaynama başlayınca da bir kahve kaşığı (silme) karbonatı ilave ettim ve ateşi kıstım. Yani, verilen tariflere harfiyen uydum. 

14 Ağustos 2013 Çarşamba

KURU KAYISI REÇELİ...Sanki Ballı Lokma!

Hiç abartmıyorum! gerçekten her biri ballı lokma. Fazla değil bir tanesini ağzınıza attığınız anda damağınız bu lezzet karşısında neye uğradığını şaşırıyor. Bir tane daha, bir tane daha diye inliyor. Ama olmaz ki; şeker zararlı, şeker zararlı diye tekrarlayarak kendini durdurmaya çalışıyorsun. Ama ne fayda, çok seri bir hareketle ikinciyi de ağzına atıveriyorsun. O an sırtı yere gelmiş güreşçiden hiç farkın yok. Tuş...kendin, kendine karşı yenildin.




Kış mevsiminde kuru kayısıyı evden eksik etmeyiz. Kâh güneşte kurutulmuşunu, kâh kükürtle sarartılmışını, farketmez. Yeter ki kayısı olsun. Suda bekletip şişirttiğimiz kayısıları canımız tatlı çektiği zaman sade veya yoğurtla tüketiriz. Kış bitti, yaz geldi ama ben eski alışkanlıkla yine bir -tabak- paket almış, gelmişim. Yaz mevsiminde tebdil-i mekan eylediğimiz için ritüeller de değişiyor. Baktım, kayısılara elini süren yok. Sahur için pilav makarnanın yanına hoşafını mı yapsam, tatlısını yapıp iftar sofrasına çeşit mi katsam diye gönül gezdirirken reçelini kaynatmaya karar verdim. 

11 Ağustos 2013 Pazar

KARNIYARIK TENCERESİNDE...Börek Pişirdim!!!

Evimizin mutfağında yaptığımız tadilat nedeniyle uzun yıllardır kullandığımız büyük boy ocaklı fırınımızla -üzülerek- yollarımızı ayırdık ve dolayısıyla fırınsız kaldık. Alet çalışır, el övünür atasözünü çok beğenirim. İnsanları kibirlerinden kurtarmak, hadlerini bildirmek için söylendiğini düşünürüm. Efendim, diyeceğim o ki; fırınsız kaldığım günlerde anladım ki pişirdiğim yemek ve börekleri sadece kendime mal etmekle, ortaya çıkan lezzetlerin benim marifetim olduğunu zannetmekle ne kadar yanılmışım. Kendi kendime, "Hodri meydan" fırın yokken pişir bakalım şu nefis böreklerini de görelim, dedim.



İki yufka ile tava böreğini ikindi çayları öncesinde hazırlamışlığım vardır ama üç veya daha fazla yufkalı börekler için fırına alternatif olabilecek başka yöntemlere dair hiç bir bilgim yoktu. Bu defa, iş başa düşünce eldeki imkânları gözden geçirdim ve böreğimi ocağın üstünde tencerede pişirebileceğime karar verdim. 

26 Temmuz 2013 Cuma

FÜRUZAN...47'liler...Berlin'in Nar Çiçeği...

Raflardaki kitapların her birine hızlıca bakıp geçiyorum. Ne aradığım belli değil ama sizlere tanıtacağım kitabı görünce anlayacağımı da biliyorum. Kitaplığımda 40 yıllık kitap da var, yeni alınıp, taze okunmuşlar da. Kitapları bir bir gözden geçirirken, eski dostlarla buluşmuş gibi kişisel tarihimi de hatırlıyorum. Yeni kitaplar ne kadar heyecan verici ise okunmuş kitaplar da bir o kadar güvenilir, eski dostlarımdır.






Bu defa kitaplıktan seçtiğim kitaplardan ilki Füruzan'ın 47'liler'i. 12 Mart Muhtırası ile milletimizin yaşadığı ikinci askeri darbe dönemini, memleketin dört bir köşesinden gelmiş bir avuç üniversite gencinin geleneksel değerler, toplum ve siyasi yapıyla olan çatışmalarını, ailesine başkaldırmış ve örgüt üyesi kimliğiyle işkencelere maruz kalmış romanın baş kahramanı Emine'nin hayatı ve düşünceleri üzerinden anlatıyor.

21 Temmuz 2013 Pazar

TERLİK...Genleşen Ayaklara!!!

Yaz aylarının sıcak ve nemli günlerinde ayakkabılarımızı dekolte modellerden seçeriz. Burnu ve yanları açık veya sandalet tipi dediğimiz deriden şeritlerle tutturulmuş her yeri açık ayakkabılar. Ancak, eğer resmi bir yer veya törende değilsek en rahat ayakkabı bir adı da şıpıdık olan sokak terlikleridir. Ayaklarımız sıcak günlerde bizim jenerasyonun tokyo dediği, bu günkü adıyla parmak arası terliklerin içinde her manada bol havalı, memnun ve mesut yaz sefası sürerken kışın birdenbire her yeri kapalı, daracık ayakkabılara nasıl sığarlar bilmem düşündünüz mü?





Kış mevsiminin rüzgârlı, yağışlı, soğuk günlerinde ayaklarımızı mümkün olduğunca korumaya çalışırız. Çünkü, ayakların üşümesi bir çok hastalığa davetiye çıkarmak demektir. Bunun için de hakiki deri, su çekmeyen ayakkabı, çizme veya botları tercih ederiz. İşin enteresan tarafı bizim bu gayretimizi ayaklarımız da kabul eder. 

19 Temmuz 2013 Cuma

HEDİYE VERMEK..."Size lâyık değil ama"

Akşam üzeri iftar sofrası hazırlığı ile meşgul iken bir yandan da televizyondaki iftar programlarından birine ara ara bakıyorum. Programın sonunda sunucu, konuklara birer hediye verdi ve hediyeyi takdim ederken "Size lâyık değil ama" dedi. Eskiden, herkes gibi ben de bu kalıp cümleyi kuruyordum. Bir gün yine hediyemi vereceğim, tam bu cümle ağzımdan çıkacak, "sana lâyık bir hediye seçtim, güle güle kullan" deyiverdim. 



Bu bana aklımın bir oyunuydu. Çünkü, "lâyık değil ama" cümlesini her kullanışımda, aklımın bunu reddettiğini hissediyordum. Aklım bu cümleyi kendisine, yani bana yakıştıramıyordu. Benim, lâyık olan hediyeyi seçemeyecek kadar bilgisiz ve aciz olduğumu düşünmüyordu. 

16 Temmuz 2013 Salı

Hani Facebook'ta iş yoktu?



Yenibiris.com’un yeni uygulamasını duydunuz mu? Facebook profiliniz üzerinden bir tıkla bağlanacağınız insankaynaklari.com, profesyonel iş ağı oluşturarak size en uygun işi, en kısa sürede sunmakla görevli!

Facebook, sizin de dahil olduğunuz, 32 milyon kişinin üye olduğu geniş bir sosyal ağ! Bu sosyal ağda arkadaşlarınız, arkadaş olmak istedikleriniz, çalışmak için hayalini kurduğunuz şirketler de var! Peki çalışmak istediğiniz şirketlere tek tıkla ulaşmak istemez misiniz?



Biliyorsunuz iş bulmak isteyenler için en önemlisi, çalışmak istedikleri şirketlerdeki kişilerle nasıl bağlantı kuracaklarıdır… İnsankaynaklari.com sayesinde Facebook profilinizden istediğiniz bilgilerle oluşturduğunuz profilinizle çalışmak istediğiniz şirketlere “şimdi başvur”u tıklayarak iş başvurusu yapabilirsiniz. Diyelim ki çalışmak istediğiniz şirkette bir arkadaşınız çalışıyor. Onun aracılığıyla ulaşmak istediğiniz kişiye “Tanıştırılma talebi” yollayabilir, birinci ve ikinci dereceden bağlantınızın yardımıyla işi siz alabilirsiniz! Bağlantılarınızdan referans ve rozet talep ederek profilinizi sahip olduğunuz özelliklerle donatabilirsiniz. Tamamen ücretsiz bir uygulama olan insankaynaklari.com hem işveren hem de iş arayanlar için yepyeni fırsatlar sunuyor! Siz de insankaynaklari.com’a gelin, size en uygun işi kolaylıkla bulun. İnsankaynaklari.com ile iş bulmak artık daha kolay!
www.insankaynaklari.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

BÜYÜKELÇİ İLE TAMİRCİ ÇIRAĞI...Hakkına Razı Olmak!

Geçtiğimiz günlerde basında ufak bir haber yer aldı. Sonrasında epey bir yankı bulan haberi belki gördünüz, belki de farketmediniz bile. Oysa ki; bir yönüyle hepimizi ilgilendiren bir olayın haberiydi. Efendim! haberimiz şöyle; Amerikan Büyükelçisi'nin Van ve Hakkari dolaylarını seyrana çıktığı kır gezintisinde aracının lastiği patlamış. Yol üstündeki bir tamirhanede lastiği değiştiren tamirci çırağı, ödenecek ücret sorulduğunda "verin bir şey" demiş ve elçinin korumaları da çıkarıp 10 lira vermişler. 




Elçiyi takip eden basın mensupları da olan biteni anlamak -haber çıkarmak- için tamirciye yanaştıklarında, tamirci elinde 10 liralık banknot ile şaşkın bir vaziyette oradan uzaklaşmakta olan konvoyun arkasından bakıyormuş. Son model, devasa arazi tipi araçlardan müteşekkil konvoyun ardından kendi kendine konuşur gibi "yaptığım işin ücreti 30 liraydı ama bana 10 lira verdiler," demiş. 

16 Haziran 2013 Pazar

ÇÖPLERİMİZ İZİMİZDİR!!!

Belde belediyesi, "ÇEVREMİZİ TEMİZ TUTALIM", "YERLERE ÇÖP ATMAYIN" yazılı levhaları sahil yolu boyunca belli aralıklarla diktirmiş. Levhalardaki yazıların şablonu standart ve her yerde rastlanılan bir yazı olması hasebiyle -zannedersem- kanıksanmış, insanları etkilemiyor. Bunu da yol kenarlarına savrulmuş pet şişe, naylon poşet ve uçuşan ambalaj kağıtlarından oluşan çöplerden anlamak mümkün.



Bisikletle katettiğim yol boyunca gördüğüm bu levhaların arasında farklı bir levha dikkatimi çekti. Levhada, "ÇÖPÜNÜZ DEĞİL İZİNİZ KALSIN" yazıyordu. Diğer standart -çöp atmayın- yazılarından sonra bu veciz söz bana çok değişik geldi. Hem hoşuma gitti hem de düşünmeye sevk etti. Düşündüğüm de şu! levhayı okuyan piknikçilerin bu cümleden ne anlayacakları. 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

DOĞAYA YENİLDİM...Mutluyum!

Yazımın başlığındaki çelişkinin farkındayım ama bu bir gerçek. Ben yenildim ve bundan asla gocunmuyorum. Lafı uzatmadan anlatmaya başlasam iyi olacak. Mutfak balkonumuzun demirlerine asılı uzun saksıdaki sardunyalarımı ve saksıya dadanan kumruları daha önce anlatmıştım. Mart ayının ortalarıydı. Yeni yeni yapraklanıp, tomurcuklanan sardunyalarımı kumru çiftinin yuvası olmaktan son anda kurtarmıştım. 



Gerçi bu kumru çifti zaman zaman saksının etrafında dolaşırken -uçarken- görüyordum ama kuluçkaya yatmak için başka bir yerde yuvalarını kurduklarını düşünüyordum. Heyhat! kumru çift meğerse bizim saksıdan hiçbir zaman vazgeçmemişler. Bu ayın, yani Mayıs ayının ortalarıydı sabah kahvaltısını hazırlamak için mutfağa girdiğimde göz attığım saksının içinde kelimenin tam manasıyla kurulmuş oturan bir kumru gördüm. Uzaklaştırmak için camı açıp, daha önce de yaptığım gibi kış-kışladım ama kumru hanım tınmadı bile. 

22 Mayıs 2013 Çarşamba

PATATES TOPLARI... Mayonezli Yoğurdun Katkılarıyla...

Genel manada salatayı tanımlamak gerekirse "Öğünlerde kişiye göre değişen şekliyle ya yemeğin hemen önünden tek başına ya da yemekle beraber iştah açıcı, ferahlatıcı, sindirime yardımcı, ekşili, çoğunlukla çiğ tüketilen ilave bir yiyecektir", diyebiliriz. Sofradaki ana yemeğin çeşidine göre salata da farklılaşır. Mesela, ana yemek balık ise türlü çeşitli otlarla zenginleştirilmiş zeytinyağ, sirke ve limon üçlüsüyle soslanmış kıvırcık salatası, tava ya da ızgara balığın olmazsa olmazıdır.




Veya, yaz günlerinin kraliçe yemeklerinden Karnıyarık yanında dolgun yaz domatesi, çıtır-taze salatalık ve beyaz soğanın minik minik doğranıp, harmanlanarak ve klasik üçlü ile tatlandırılarak yapılmış nefis bir Çoban Salatası olacak ki karnıyarık sofraya gelmeyi kabul etsin.

15 Mayıs 2013 Çarşamba

KUZU ETLİ NOHUT...Ağır Makineli!

Hiç bitmeyecek zannettiğimiz koskoca bir kış mevsimi daha bitti. Şimdi kıştan kalan son izleri de silip-süpürmek zamanı. Dolap içleri temizlenecek, yazlıklar çıkarılacak, kışlıklar yıkanıp kaldırılacak. Kıyı-bucak elden geçecek perdeler yıkanacak ve tertemiz mis gibi evde bahar ve yaz aylarının tadı çıkarılacak. 




Her evde yaşanan ya da yaşanacak olan bahar temizliğine ek olarak ben bir de kiler temizliğine başladım. Kiler temizliği kıştan kalan erzak, turşu, reçel, marmelat ne varsa bitirilip, kavanozlarının yıkanması demek oluyor. Epey bir süredir kışlık erzak alımını durdurmuştum zaten. Bu temizlik kapsamında bizim evde birbiri ardınca mercimek, kuru fasulye ve en son da nohut pişirdik. 

13 Mayıs 2013 Pazartesi

NÖBETÇİ ECZANE'den İlaç Satınalmanın Adab-ı Muaşereti...

Eczaneler hastaneden sonra uğradığımız ikinci durağımızdır. Reçetedeki ilaçları tezgahın üzerine bir bir sıralarken devamlı müşterisi olduğumuz bir eczane ise yapacağımız ayaküstü ufak bir sohbet ile hastane ve doktor stresini üzerimizden atar ve yarı yarıya iyileşmiş olarak oradan ayrılırız. Hasta üzerindeki bu olumlu etkisine rağmen eczaneler diğer bir yönüyle de ticarethanedir. Diplomasını alıp eczanesini açan eczacının ilk kaygısının hastalara ne kadar faydalı olacağı değil de dükkanını iyi yere açıp, açmadığı olacaktır. Demek ki eczanelerin manevi yönü olduğu kadar bir de maddi boyutu vardır.



Ancak, öyle bir vakti-saati vardır ki; eczaneler sadece şifa dağıtan yerlerdir. Bu vakit-saat, bütün gece sabaha kadar açık -nöbetçi eczane- oldukları günler ve gecelerdir. Gecenin bir vakti ev kıyafetiyle sokağa fırlamış açık bir eczane bulmak için çırpınan ya çocuğu ya eşi ya da kalp hastası bir büyüğü için bilmediği adreslerdeki daha önce hiç gitmediği eczaneyi arayan ve bulduğunda da mutluluğu gözlerinden okunan insanların gözlerindeki o mutluluk ışığı nöbetçi eczaneye -eczacı ve kalfası- duyulan minnetin ifadesidir.

10 Mayıs 2013 Cuma

TAVUK SALATASI...Tadı Damakta Kalan Lezzet!

Geçtiğimiz günlerde eski bir arkadaşımı ağırlamak kısmet oldu. Hayat gailesi denilen ve bilhassa İstanbul gibi büyük şehirlerdeki insanları etkileyen işler-güçler nedeniyle bir türlü bir araya gelemediğimiz arkadaşım ile nostalji dolu bir-kaç saat geçirdik.  



Birbirinden habersiz ama karşılıklı istek olmuş olunca nasip oldu buluştuk. Bu güzel buluşmada çaya düşkünlüğünü bildiğim arkadaşım için uzun sohbetler yapacağımız bir çay sofrası hazırlamayı uygun gördüm. Eski günleri yâd ederken, bizi yormayacak hafif ikramlıklar hazırlamak istedim. Ortak bir arkadaşımızı da aramıza alınca üç çocukluk arkadaşı olarak bol bol eski günlerden, biraz da bu günlerden bahsettiğimiz keyif dolu bir sofra başı sohbeti yaşadık. 

30 Nisan 2013 Salı

ELMALI KEK...Benzeye, Benzeye Yaz Gelecek!

İstanbul'a bahar geldi gelecek derken havalar nihayet ısındı ama geçen hafta hava öyle bir soğudu ki; kış yeniden geldi zannettik. Her yıl, bir önceki baharın gelişini unuttuğumuz için manasız bir endişe kaplar içimizi. Kış bitmeyecekmiş gibi gelir. İçimizde bir tahammülsüzlük, isyan ederiz. Kime, niye bu sızlanmalar, şikayetler anlamak mümkün değildir. Çünkü, güneşli günlerin yakında olduğunu biliriz. Bu durumlarda, her yıl yaz ve kış mevsimleri öncesinde aile büyüklerinin sık sık tekrarladığı bir deyim vardır. "Benzeye, benzeye gelecek". Gelecek olan ya kıştır, ya da yaz.





Her yıl aynı şeyleri yaşadığımız halde, bu yıl da aynı tuzağa düştük. Evvela havalar bir ısındı. Kadıköy'den Moda'ya doğru sahilden yürüyerek gittiğimiz Bomonti Çay Bahçesinde denize karşı çaylarımızı içtik. Daha sonra, meşhur Ali Usta'da mevsimin ilk dondurmasını yedik. Başka bir gün, adeta bir Lalezâr olmuş Göztepe Parkı'nda binbir çeşit lale arasında hoşça vakit geçirdik. Bahar sıcaklarına alışmış artık yaz geliyor derken, bir de baktık ki; hava birden soğudu, bir gün iki gün derken soğuk ve yağışlı günler uzadıkça uzadı.

28 Nisan 2013 Pazar

ZEYTİNYAĞLI İÇ BAKLALI ENGİNAR...Eski Ağıza Yeni Taam.

Eskiden çok eskiden bahar aylarında çok tekrarlanan bir deyim vardı. "Eski ağza, yeni taam". Şimdiki gibi senenin her günü her sebze ve meyvenin olmadığı, ürünlerin kendi mevsiminde yetiştiği, yaz ürünleri ile kış ürünlerinin aynı tezgâhta yer almasının mümkün olmadığı bir başka zamanlardı o günler. 




Komşu teyzelerin konuşmaları daha dün gibi kulaklarımda. Mesela, taze baklayı pişiren komşu teyze halis-muhlis zeytinyağı, bol dereotu ile pişirdiği yemeği ballandıra-ballandıra teferruatıyla anlatır, arkasından "eski ağza yeni taam" diye sözünü bitirirdi. 

27 Nisan 2013 Cumartesi

BAHAR SARHOŞLUĞU...

Nihayet bahar geldi. Sabah saatlerinde apartmanın bahçesi güneş ışıklarının oyun bahçesiydi adeta. Güneşin yakmayan sıcağı, bahar dallarındaki çiçeklerden, yeni yapraklanan ağaçlardan topladığı kokuları büyük bir cömertlikle havaya yayıyordu. Başımı hafifçe kaldırıp gökyüzüne bakarken, mis gibi havayı olanca gücümle içime çektim. İnsanı sarhoş eden binbir çiçeğin, yaprağın kısaca tabiatın kokusu ciğerlerimi dolduruyor. 



Bu yaşlı koca dünya ne baharlar gördü. Binlerce yıldır tekrarlanan bu ritüelden katiyyen ödün vermedi. Bu öyle bir kanun ve nizam ki; ne bir eksik, ne bir fazla. Herşey, canlı-cansız tüm varlıklar kendi kodlarındaki bilgilerle hareket ediyorlar. Onlar biliyorlar ki; karlar eriyip, hava ısındığında tüm tabiat canlanacak. Yine biliyorlar ki; bu işler sırasıyla olacak. Sırası gelen dünyaya arz-ı endam edecek. 

25 Nisan 2013 Perşembe

KEŞKÜL...Keşkül-ü Fukara!

Keşkül benim bildiğim sadece muhallebicilerin menüsünde yer alan tavukgöğsü-kazandibi gibi "üzerinde kaymaklı dondurma ile muhteşem bir lezzet" olarak belleklere işlenmemiş, hiç bir zaman övülmemiş, talep görmemiş, yokluğu hissedilmeyen, iddiasız, garip bir sütlü tatlıdır. Bu durumundan dolayı, kulağımda olan "Keşkül-ü Fukara" deyimini "fukaranın keşkülü" olarak kendimce tercüme etmekte bir beis görmemişim ve hep de öyle bildim.






Ta ki; bu gün bu yazı için Google'a girene kadar. Meğer, Keşkül-ü Fukara, eğitimlerinin bir bölümünde, kibir ve gururlarını yenmek için dilenmeye mecbur edilen dervişlerin, topladıkları sadakaları koydukları kabın adıymış. Farsça keşkül (çanak) kelimesi ile Arapça fukara (fakir, yoksul) kelimesinin birleşmesi ile bu adı alan çanaklarda toplanan yardımlar daha sonra yoksullara dağıtılırmış. Yoksul çanaklarının maddesi, uzak Hind Adalarında yetişen bir cins Hindistan Cevizi kabuğuymuş ve daha sonraları, kabın şekline sadık kalınarak gümüş, sarı ve tahtadan yapılanları da kullanılmış. 

21 Nisan 2013 Pazar

SU MUHALLEBİSİ...İstanbul'un Muhallebicileri...

Eski İstanbul'da ev dışındaki sosyal hayatın mekânlarından biri de Muhallebici'lerdi. Muhallebinin rengiyle uyumlu ve temizliğin simgesi beyaz mermerli tahta masaların üzerini sildikten sonra siparişinizi alan garsonların seri servisleriyle saat kısıtlaması olmadan, günün her saatinde bir şeyler yeyip, içeceğiniz yerlerdi. Uzun bir alışveriş sonrası yorulmuş bedenleri ve sızlayan ayakları dinlendirmek için mutlaka yakındaki bir muhallebiciye girilirdi. Uzaktan bakışıp, birbirlerini beğenmiş gençlerin tanışıp, konuşmak için buluşacakları yer de yine bir muhallebici dükkanı olurdu. 



İstanbul'da her semtte, büyük-küçük çok muhallebici dükkanı vardı ama Kapalıçarşı'daki Çukur Muhallebicisi ile Beyoğlu'ndaki Saray Muhallebicisi meşhurdu. Bilhassa düğün alışverişi için tercih edilen giyim-kuşam, altın takı ve her türlü çeyizliğin satıldığı Kapalıçarşı'ya giden gelin ve damadın yakınlarından oluşan küçük grup, biraz da çekişmeli geçen yorucu alışveriş sonrasında mutlaka Çukur Muhallebicisinde damadın ikramı tatlılar ile yorgunluk atarlardı.

16 Nisan 2013 Salı

LALE ZAMANI...Şiir Defterim.

Baharla beraber sokak ve caddelerde, çiçek dükkanlarının önünde, parklarda, her lale gördüğüm yerde bir şiir düşer aklıma "Lalelim", ardından da bordo renkli deri ciltli şiir defterim. Binbir itina ile özene bezene yazdığım onca şiir arasından hafızamda kalmış yegâne şiir, Orhon Murat Arıburnu'nun Lalelim isimli şiiridir çünkü.  
                                    
                                       Lalelim, 
                                       Lalelide oturur.
                                       Laleli, 
                                       Lale kokar Lalelimden.
                                       Laleliden geçilir,
                                       Lalelimden geçilmez.




Çocuksu duygularla hayal dünyasında yaşadığım ilk gençlik çağlarımda kendime ait bir şiir defterim olsun istemiştim. Sevdiğim şairlerin en sevdiğim şiirlerini, başka başka bahçelerden derlenmiş, çeşitli renklerde, değişik kokulu çiçeklerden yapılmış bir çiçek buketi gibi, defterin sayfalarına yerleştireyim, rastgele açtığım sayfalardaki şiirlerden fallar tutayım.

7 Nisan 2013 Pazar

MERCİMEK KÖFTESİ...Kısırın Küçük Kardeşi...

Uzun yaz günlerinin ikindi saatlerindeki çay sofralarına pek yakıştırdığım Kısır'ı Prof.Dr. Canan Efendigil Karatay hocanın tavsiyesi üzerine kış aylarında da çay sofralarımıza dahil ettik. Kısır için gerekli ana malzeme ince bulgur ve salçalar mutfağımızda her daim bulunur ama kısırın olmazsa olmazları olan yeşillikler için markete veya pazara gitmekten başka çare yoktur. Sırf bu nedenle kısır yapmaktan çok kere vazgeçtiğim olmuştur. 



Zira, yeşillikler için haftalık semt pazarlarına gitmek veyahut marketlerin yeni ürün geldiği günleri denk düşürmek gerekiyor. Çünkü, her ne yemek yaparsak yapalım iyi bir sonuç almak için malzemelerin taze ve kaliteli olmasına dikkat etmemiz gerekiyor. Bilhassa, yeşilliklerin taptaze olması çok önemli. Çünkü, yeşillik ne kadar iyi koşullarda saklansa da vitamin değerleri düşüyor. Pazardan aldığım yeşillikleri bazen tazeyken tüketip, bitiriyoruz ama çoğu zaman da ziyan oluyor. Bu nedenle ikidir Kısır ziyafetinden artakalan yeşillikler bilhassa taze soğanlar ziyan olmasın diye Mercimek Köftesi yapıyorum.

2 Nisan 2013 Salı

İŞSİZLİK... Ahlâk Sükût Ederse!

Uygun fiyatlarla hediyelik eşya satan dükkanlardan birinde diğer bir kaç müşteri ile birlikte raflardaki ufak-tefek ev ve süs eşyalarına bakınarak, dolaşıyoruz. Bu arada bebeğinin arabasını iterek dükkana girerken bir yandan da telefonuyla konuşan genç bir kadın dikkatimi çekti. Dükkan küçük olduğu için anlattıklarını ister, istemez hep beraber dinliyoruz. Genç kadın eşinin çok çalıştığını, işlerinin yoğun olduğunu yanayakıla anlatıyorken biraz durdu, dinledi. Karşı taraf ne dedi ise genç kadın eşinin hem iş yoğunluğunun devam ettiğini, hem de maaşına üç yıldır zam alamadığını söyledi. 



Bunları söylerken üzgün ve bir o kadar da kızgındı. Eşinin bu duruma bir süre daha katlanmak zorunda olduğunu ilave etti, yüksekliği giderek artan ses tonuyla. Ve zannediyorum o an nerede olduğunu da unuttu, çok sinirlenmişti, bağırırcasına, "Patron efendinin işleri çok iyi" dedi. "İyi olmasa evini değiştirir mi?"
"Çalışanlarına beş kuruş zammı çok görüyor ama kendine caddede yeni ev alabiliyor."

27 Mart 2013 Çarşamba

SAFRANBOLU-AMASRA YOLLARINDA...Gezi Fotoğrafları!..

Yıllar önce devam ettiğim resim kursu öğretmenimiz çalışmalarımıza konu olması hasebiyle fotoğraf çekmemiz için geziler düzenliyordu. Bu gezilerden biri de Safranbolu- Amasra seyahatiydi. Bu gezide çektiğim fotoğraflardan birebir yaptığım yağlı pastel resimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. 



Safranbolu-Amasra seyahatinde yolda verilen mola sırasında çektiğim bir fotoğraf.
Çay bahçesine anayol kenarında akan suyun üzerindeki tahta köprüden geçiliyordu.
Yıl 2000 ilkbaharı

Bir zamanlar fotoğraf makineleri henüz dijital değilken çektiğimiz pozları şimdiki gibi anında göremezdik. Onları görebilmemiz için filmi fotoğrafçıya götürmemiz, bir kaç günlüğüne orada bırakmamız gerekiyordu. Anında, acele vesikalık fotoğraf çekilir ve -yanlış hatırlamıyorsam- bir saatte teslim edilirdi ama görüntü çok kötü olurdu. Onlar kendilerine -şipşakçı- derlerdi. Kaliteli fotoğraf için beklemek gerekiyordu. Fotoğrafçı filmlerin negatiflerini hazırladıktan sonra parlak resim kağıdına baskısını yapardı. Ancak o zaman görebilirdik hatıra olarak kalacak çektiğimiz an'ları.

25 Mart 2013 Pazartesi

KAKAOLU PUDİNG...Çikolata Tadında!

Televizyon reklamlarında göklere çıkartılan Kakaolu Puding'i tatlı olarak hiç düşünmemişimdir. Puding dediğin nedir ki; çocukların bile gayet kolaylıkla pişirebildiği, toz halinde poşette satılan ve süt ile karıştırılarak pişirilen hazır bir tatlı. Bizim coğrafyamıza ait bir tatlı olmadığı gibi memleketimizin şahane tatlıları yanında bence esamesi bile okunmaz. Belki sütlü tatlılar kategorisinde değerlendirilebilirse de bizim evde sütlü tatlı olarak akla ilk gelen sütlaç olduğu için pudingin hiç şansı olmadı. 






İyi bir sütle, iri taneli -baldo- pirinç ve şeker üçlüsünün beraberliğinden doğan sütlaç, ağır hamur tatlılarını yiyemeyenler için ve de bilhassa sıcak yaz günlerinde buzdolabında soğutularak, serinletici ve ağız tatlılığı için misafir ikramı olarak gayet uygun ve yeterli gelirdi. Ta ki; yazlık komşum elinde bir kaseyle çıkıp, gelene kadar.

21 Mart 2013 Perşembe

KISIR!!! Yaz İkindilerinin Lezzeti...

İlk duyduğumuzda hiçbir anlam verememiştik. Kısır, bizim bildiğimiz anne olamayan -doğuramayan- kadınlar için kullanılan bir terimdi. Hamile kalamamak bir eksiklik olarak telakki edildiği için olur olmaz yerde kullanılması ayıptı. Erkeklerde de olabilecek bu eksiklik, nedense sadece kadınlara mal edilir ve çocuk doğuramayan gelinler, kısır gelin olarak adeta suçlanır ve aşağılanırlardı. Bu sebepten dolayı, kısır kelimesine bir yiyecek adı olarak sonradan alıştık ama ilk zamanlarda gerçekten tuhaf bir durumdu.




Kısırla ilk tanıştığımız yıllarda, İstanbul'un Avrupa yakasında, dar gelirli memur ve işçi ailelerinin yoğunlukta olduğu tarihi bir semtte yaşıyorduk. Demokrat Partinin iktidara geldiği 1950 yılından başlayarak, değişen dünya ve ülke şartları paralelinde 60'lı yıllarda daha da artan Anadolu'dan büyük şehirlere göçlerin neticesinde önce yavaş, daha sonra hızlanarak yanımızda yöremizde değişik giyimli, şiveleri farklı komşularımız peydah oldu. İlk başlardaki çekingenlik daha sonraları kuvvetli komşuluklara dönüştü ise de memleketlilerinin ve tabii ki akrabalarının çoğalması ile bir kaç istisna haricinde bizlerle olan komşuluk ilişkileri zayıfladı.

19 Mart 2013 Salı

İŞSİZLİK ZOR ZENAAT...

Bir süredir değişik kanallardan öğrendiğime göre memleketimizdeki işsizlik oranı yüzde 11.8 ile 2010'dan beri en yüksek seviyesine yükselmiş durumda. İşsizlik, diğer tüm ülkelerde olduğu gibi memleketimiz için de ciddi bir sorun. İşsizlikle mücadelede en ufak bir zafiyet, işsiz sayısının yükselmesine neden oluyor. İşsizlik, bence bir insanın uğrayabileceği en büyük haksızlık. İnsan onuruyla bağdaşmayan bir durum. İnsanlar için çalışma hakkı diye yasal bir hak varsa, işsizlik de bu hakkın ihlali anlamına gelir. 



Çalışma hakkı elinden alınmış bir insan için işsizliğin istatistiki rakamlarla açıklanması acıtıcı bir durumdur. İşsizlik çok düşük bir oranda seyretse bile oran binde bir bile olsa neticede o bir kişi işsizdir ve bu durum o kişi için hiç de olumlu bir şey değildir. İşsiz bir babanın çocuklarına ve çalışıyor ise evinin iaşesini tek başına temin eden karısına karşı duyduğu eziklik ve çaresizlik bireysel bir durumdur. 

16 Mart 2013 Cumartesi

KUMRULAR...Sardunyalarımı Feda Edemem!!!

Mutfak balkonu demirlerinde asılı saksılıkta uzunca bir saksının içinde bir kaç kök sardunyam var. İlkbaharın müjdecileri cemreler düşmeye başlayınca kışın don tehlikesine karşı naylon poşetle korumaya aldığım sardunyaların toprağını tazeledim kabarttım suyunu verdim. Aylardır havasız susuz kalan sardunyalar bol hava alıp, suya doyunca hiç vakit kaybetmeden yemyeşil taze yapraklarla donandılar. Kısa bir süre sonra da yaprakların arasından tomurcukları boy gösterdi. Anlayacağınız, balkonumuza bahar geldi.


Günlerden bir gün sardunyaların yaprakları arasında irice bir kumrunun yattığını gördüm. Telaşla cama yaklaştığımda havalanıverdi. Kumrucuk biraz topluca olduğu için yapraklar ezilmiş ve yırtılmıştı. Mevsim bahar, çiçekler tomurcuklanıyor da kumrular boş duracak değiller ya! Anlaşılan, kuluçkaya yatacak dişi kumru uygun bir yuva arayışında ve bizim saksıda karar kılmış. 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...