20 Ekim 2012 Cumartesi

BİR AKTÖRÜN ÖLÜMÜ...Babalarını Kaybeden Kızların Acısı...

Annesi babası hayatta olan bir insan bence ölümün acısını tatmamıştır. Yakın veya uzak çevresinde bir çok yakınını, akrabasını, hatta sevgilisini veya eşini dahi kaybetmiş olabilir ve bu kayıplar karşısında çok üzülmüş, çok gözyaşı dökmüş de olabilir. Ama hayır! o aslında ölümün acısını henüz tatmamıştır. Ölüm acısı, sadece anne ve babanın kaybında yaşanır. Hele kızlar için babalarının kaybı ilk anlarda dayanılacak gibi değildir. 



Bu dünyadaki varlığını daha doğrusu varoluşunu borçlu olduğu babanın kaybı, kız evlat için kendisinin bile anlayamayacağı ve anlamakta zorlanacağı bir acıyı yüreğine yerleştirir. Baba kız evlat için hayatın kendisidir. Hayat olmayınca, yaşanabilir mi? İşte, kız evladın yüreğine gelip oturan acının sebebi budur. Babasını kaybeden kız evlat, olmayan bir hayatı yaşamaya çalışacaktır. Babasız bir hayatı kabullenemediği için de evin içinde babasının ayak seslerini duymaya devam eder. 

17 Ekim 2012 Çarşamba

İSVEÇ KİBRİTLERİ... Bir yazar... Bir yetim çocuk...

Bazı günler, kitap okumak istersin ama yeni bir kitap için hazır değilsindir. Zihnin, dimağın açık değildir. Yeni şeyler öğrenmek için hazır olmadığın gibi istekli de değilsindir. Bildik bir kitap olsun istersin. Bir dost, bir arkadaşla beraber olmak ister gibi. Yeni arkadaşlıklar kurmak ve yeni dostlar edinmek konusunda nasıl ki bazen isteksiz olursun da yeni tanışmalardan kaçınırsın ya işte aynen onun gibi bir şey. 



Geçen gün yine öyle bir istek doğdu içimde ve mütevazi kitaplığımın başına geçtim. Böyle zamanlarda elimin gayri ihtiyari gittiği bir kaç kitabım vardır. Bunlardan biri de Fransız yazar Robert Sabatier'nin çocukluğunu anlattığı üç - seri roman- kitabından ilki olan *İsveç Kibritleri'dir. Serinin ikinci kitabı **Nane Şekerleri, üçüncü kitap ise ***Yaban Fındıkları'dır.

7 Ekim 2012 Pazar

BAĞDAT CADDESİNDE BİR SABAH YÜRÜYÜŞÜ...Yaya Geçitlerinin Esbab-ı Mucibesi.

İstanbul'un Anadolu yakasında en mutena, en muteber semtlerin bulunduğu, yerlisinin kısaca cadde dediği Bağdat caddesinde yaya kaldırımından seri adımlarla yürüyorum. Sağlı-sollu ünlü mağazaların sıralandığı bu caddede aslolan vitrin dolaşmaktır. Bilhassa öğleden sonraları, en şık kıyafetleri ile boy gösteren kadın ve erkeklerin kendilerini gösterdikleri bir yer olduğu için tempolu yürüyüşe uygun değildir.



Günün erken saatlerinde çıktığım yürüyüşe bir kaç mağaza ziyareti de sığdırmak istediğim için seri adımlarla yürüyerek vakit kazanmak istiyorum ama sık sık da duraklamak zorunda kalıyorum. Çünkü, caddeye çıkan bir dolu sokak var ve bu sokakların bazılarından caddeye araba çıkışı çok yoğun. Bunun için de trafik lambası konulmuş. Bazılarında ise araba geçişi az olduğu için trafik lambalarına gerek görülmemiş, sadece yaya geçidi yapılmış.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...